Yazı,şiir,sinema ve öykülerden keyif alanlarla bir paylaşım denemesi,... Hoşgeldiniz sefalar getirdiniz

Saturday, July 02, 2011

Afghanistan

 

afganelder

The world has gone too busy,

If a guest come and stays with you for a day u feel it is bad.

To serve and respect the elders has gone too far.

Even the sons and daughters feels bad when the parents advises them.

Friday, July 02, 2010

Ben O gün Öldüm Gülüm

Ben O gün Öldüm Gülüm

ve her o gün, bir daha ölürüm

O gün bir öylesine gündü kiminiz için,

işte öyle

sıradan yavan

ve mesai saatlerinin arasında ,iş arama ,ya da kaybetmeme koşusunda yitip gitti.

Bitmesi de gerekirdi normal olarak ,

öyle aylar boyu süren günler olmaz ki .

Bitmedi benim günüm veya sizinki de belki.

Yine bir keskin iç bulantısı hakimdi.

İçimin havası Ankara’nın 78 kömür karası kışı gibi ağırdı.

Aydınlık görmememi sağlamıyor,köy irisi kuru şehir kasvete hakimim derken , bulunduğum/doğduğum o sevgili o deniz şehiri beni ferahlatamıyordu.

Ben her sene iki kere böyle olurum ,bekliyordum bu kasveti ve hiçte gecikmeden geldi oturdu en güzel yerime,kalbime ve komut yolladı beyine i” ben bugün kan pompalamıyorum,sen bir hal çaresini buluver benim aklım başka bir yerlerdeyken görevimi yapamayacağım.”

Beyin her zaman ki akılcı tavrıyla bu duygusal çocuk kalbe yanıt verdi

” saçmalama,insanlar öldü diye sende ölümü düşünemezsin ve ölü sevicilik-nekrofili uymaz sana.”

ve bu çatışma kolay bitmez bilirim.

Kalbimin sesini dinleyerek sizlere bir daha aktarmak , ummak, paylaşmak...

Sen Yanmazsan/Ben Yanmazsam/nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa

Tamam da Nazım Baba

Nerede o aydınlık

Her yer makbergibi zifiri karanlık

Ve nerede güzel insanlar

Korkuyorum, çok korkuyorum

Ancak emin değilim ki bu işin sonu güzel olacak

Demek isterdim bilge bir edayla

”Her şey Güzel olacak”

2 temmuz 1993 Pakistan’da iken ekrandan gördüm

ve İnönü’yü düşününce rahatladım mutlaka çözerdi mutlaka bir şeyler yapar

o Madımak Adlı kalleş mekanı bir” Sivas Ellerinde Türküm Çalınır”a döndürmezdi.

Yapmadı,yapamadı,yaptırmadılar,

küstüm ona kırıldım çok ağladım ve hiçbir şey değil benimkisi biliyorum.

35 aydın kişi mezara girdi,100 kişi hapse atıldı ve toplum ikiye ayrıldı ne yazık.

Birilerince “ Unutmak ve af etmek iyilerin öcüdür” denmiş.

Öç almak istemiyorum,

unutamıyorum bir insanın diğerine yapabileceği en büyük kötülüğü hem de din adına yapmasını.

Ve bu din eksenli zihniyetin ülkemi 8 yıldır idare etmesine.

Menemen olayı benzeri bir anti laik kalkışmanın Maraş gibi bir ayrımcılıkla desteklenmesi, Çorumda tohumlanıp Sivasta boy vermesidir bu katliam.

Ve alevi olmasam da sünni Müslüman kimliğim engel değildir çığlığıma ölenlere,

hapiste çürüyecek veya asılacaklara ,

kendi notalarımla bestelediğim requiemi mırıldanmama

ve farklı değildir asla inandıkları için ölenlere, ergenekonlarda yatanlara duyduğum hüzünle.

Sivas’ı ,

Uğur ‘u unutamıyorum

ve tarihin 90ların ilk yarısında tekrar yazıldığını ,

kanla sabitlendiğini duyumsuyorum.

Ve sizlerle Sivas’ta katledilen Metin Altıok’un dizeleriyle yiten canları anmak istiyorum

Günlerden öyle bir gündü

Üstüne tarih düştüğüm

Gözümün önüne geldi birden

Balkıyan güzel yüzün

Ve yüreğim yandı söndü

Ter bastı avuçlarımı

Bir işlek kovan uğultusu

Kapladı kulaklarımı

Uzandım usulca cigarama

Yavan ömrüme katık

Ben O gün öldüm gülüm

Bir daha ölmem artık

Wednesday, June 02, 2010

yoksa bu kedi umuda mı hamile?


severmisiniz kedileri?


öyle Siyam, Van filan değil,

genelde sokakta çöplerde olan,

düpedüz bildiğimiz kedi işte...


yoksa yeri biraz daha geride midir?

ne de olsa vefalı bir hayvan değildir.

gerekçeler çeşitlidir.

örneğin;

materyalisttir,

liberaldir,

bencildir,

"ne kadar ekmek o kadar köfte"dir.

bu sıfatların ne kadarı suçtur bilinmez ama,

Sheakespeare'in "who is digging on my grave" sonesinde, anılan olamamıştır.

***

“ben demeyi utanarak söyleyen”,

“birşey istemeyi sıkılarak yapan”lardan oldum.

genelde vefalı idim;

tüm çalıştıklarıma olduğum gibi hümanist ve alabildiğine samimi davrandım.

“önce başkaları demeyi” nedense çok sevdim.

“yardım istenmeden koşmayı” marifet sandım.

tabii çoğu meslek çalışanı gibi

kilo aldım,

saçlarım döküldü,

gözlerim, midem ve dişlerim her gelen yılı bir önceki yıldan daha kötü karşılar oldu.

***

sokakta bir kedi var...

değişik bir kedi.

çoğu kedinin aksine, oldukça çirkin.

pis, şişman, kulakları farklı,

gözleri bakışından buz gibi,

renkleri de değişik.

siyah-beyaz-gri ve kahverengi.

bu kedi iki yavruyu yalıyordu.

dişi olduğunu anlamadığımdan "yavrularını yiyen baba kedi" efsanesi sandım

epey bir pakladı,kokladı, temizledi,

yanlarına gideyim dedim ama yorgun, baygın bir vaziyetteydiler.

***

bu kedi tuhaf sesler çıkarıyor,

miyavlama denemez.

ağlama da değil.

ağıt yakma belki...

deli gibi dolanıyor,

tüm araçların altında o tertemiz ettiklerine bakıyor.

7 gün oldu susmadı.

***

dolaştığım onca şehirde,

gördüğüm onca insanda

aklımda ne kaldı?

koca bir boşluk,

kırgınlık,

insanlar, sen onları seviyorsun diye seni sevmek zorunda değilmiş.

hatta, bazıları ben onları temizlerken, beni pisletmekteymiş!

***

yaşam bütün açıklığıyla ve acımasızlığıyla üzerinize iner çoğu zaman.

“ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar” ı öğretir.

Özetle;anneniz,

babanız,

can kardeşiniz

3-4 dost yüzlü sonradan edinme kardeşiniz.

yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz ise

bizlere geçtiğimiz yıllardan miras kalanlardır sadece.

***

çirkin ve tuhaf kedinin yavrularını, altına saklandıkları araç kalkarken ezmiş.

bunu annesinden önce anlamış olmanın hüznündeyim.

aynen meslek yaşamımın dalgalı ve altında kalanı ezen o ağır yapısı gibi.

bazen annesinden önce anlamış olsanız da hiçbir şey değişmez.

ve bir an gelir

görürsünüz,

"kuvvet, akılı esir alır"

yaşarsınız,

"ölçüsüz güç ,başarı sarhoşluğunda, güzeli çirkin eder"

öyle şairlerin dediği gibi doluluğunca yaşanılmıyor kolayca.

hele, bir ağaç gibi tek ve hür yaşamak.

“tek geldim tek giderim” demek,

belki de tek mutlak gerçek!

o sonsuz doğuya geçen kapıdan eğilmeden geçebilmek!

bir orman gibi kardeşçesine

yarin yanağından ayrı her şeyde ortaklığa

inanmaksa her daim geçerli ama sadece iyilerin ortak gördüğü bir ütopya.

bu canlı rüyaya inananlardan başka konuşabileceğiniz olamayan,

cahil cesaretince epey ağır yaralanan,

kedi gibi olmamız istenen belki de gereken

ama bu yaşam bizim

bu rüya da


yoksa bu kedi umuda mı hamile?


--
Baris Emek Ergin

Sunday, December 09, 2007

iyi ki doğdun ece -biyografi 4 lemesi

4 can parçasından ECE’yle başlangıç denemesi...

4 can parçamı anlatmayı denemek isterim 4 yazının ilkiyle

4 köşemin koordinatları benim şöyledir

Biri 1926lı

Biri 1946

Biri 1971-sonu))

Biri 1996

Sevgili Eşim gibi

Hepsi 20.asır doğumlu

21.yüzyıl yaşamlı

Bende ölümsüzler

Sonsuzlukla eşdeğerliler

Ülkemi kuşatan iğrenç taasup eksenli kadını yok sayan mürtecilere inat

Rüzgarlara yenilmeyen birer mum aleviler

Eski Geçmiş, Yakın Geçmiş, Şimdiki Zaman ve Gelecekler

Zaman,Akıl,Kuvvet ve güzellikler

Ancak kısa bir giriş yapıp takdim gerek hepsine dair

26lı olandan başlamalıyım doğal olarak

Nazende sevgilim, Afyonlu

Sarışın mavi gözlü

14 ünde dedeme kaçan

Ağa kızı

Çakırların Süzmelerin bir tanesi

Kızı fahriye gibi

Ortaköyün en güzelleriydiler

Benim annem olur kendileri

Lido da nişan yüzme ihtisasta yaşam

İstanbul hukuk öğrencisiyken babama selam

Gönlüne onu kazıyan ve kapında bekleyen onca adam

Kastamonunun nadir aydın ve zeki mühendislerinden biriyle yola devam

3. kuşaksa bu dörtlemenin yani bu yazının başlığı ve amacı

Ece, Ecem

Devrim özgür diye beklenen, Canım kardeşim benim

İstanbullu hemşerim, kıskanmıştım 4 yaş aklıyla

İstinyeden Yuvadan kaçıp Sarıyer evimizde onu görmek istemiştim

Çok tepeledim sözle gagaladım, gereksizce bazen evde- okulda

Kolejde ilk kavgamı, ilk attığım yumruğu

Onun yemek sırasını alan bir çocuğun ağabeyiyle yaptım

İlk nefretim onu üzenlere oldu,

Canını yakana son kızgınlığımdan doğan boğazımda ki yumru da aynı sebepledir.

Evin hep küçük kızı oldu

Hala da koca bir abla olsa da öyle

Babam evden gittiğinde

Babası olmaya çalıştım 10 yaş aklımla

Hiç üzülmesin istedim

Hep gülsün diledim

Yapabildimmi

Felek aman vermedi

89da Koleji bitirdi benim karındaşım

93 de ODTÜ İşletmeyi

London School O f Economics –LSE Yüksek lisansında derece yaptı

Fransa da da okudu ilave İstanbul ve Ankarada da eğitim programlarına katıldı.
almanca italyanca ve fransızcayı yanına kattı tüm kurları bitirerek ingilizcesine

Ders çalışmayı çok sevdi birde köpekleri

Annemi ve beni öyle mutlu etti.

Hala gözümdedir bir ortaköy ayazında

Günle gece daha devir teslim yaparken ama sonuçya aydınlığın kazanacağı kesinken

Tüm Dereboyu caddesi mahallesinin bilcümlr kedi köpeğini besleyip

Klisenin duvarında ki kediye ciğer atma uğraşımız

Hala araba bagajında kedi köpek mamasıyla dolaşır

Milyarlık giysilerinde sokak köpeği pati izi taşır

Bağımsız ve Özgün Sinema aşığıdır

Fotoğrafı sever -Çok okur -Çok gezer

İşinde de başarılıdır -Kardeşim diye demiyorum

Ama hakikaten iyi insandır

Bugün onun doğum günü

Ve ben her yıl 9 aralıkta biriyle kardeş olmanın ne demek olduğunu

Nasıl asil bir yaşam biçimi sürdürdüğünü

Karşılıksız sevmenin

Sözde değil özde kardeşliğin ne olması gerektiğini

anlarım

ardından pişmanlık duyarım

yavruma bu kardeş sahipliği mutluluğu veremedim diye

İyi ki vardır

Doğumgünü kutlanmalıdır

ve son söz kızım

12sinde

Halasını gördü

Babaannesinide

Ve nenesiyle yürüdü

Daha büyük mutluluk olurmu sizce

Ve kızım benim

Kardeşimin tıpatıp aynısıdır

Kolej resimlerini siyah beyaz gören Ilgını ece sanmadadır

Ecemin çocuğu henüz olmadı

Ama benim çocuğum onun kopyası oldu

Ben kardeşime iyi bir yaşam veremedim

Ama kızımı ona benzettiğimize çok sevinirim

Sağol İpek Sağol Anne-Baba

Hep ol

Ve mutlu ol

Canım kardeşim

Seni sevdiğimi bilirsin

Nice nice yıllara Ece

Nice nice aydınlık günlere

Nice Nice...

Seni sevmekten dört köşe mutlu ağabeyin

Wednesday, October 24, 2007

sehitlerimize olen ve oldurenlerin olmayacagi gunlere

1 siir 1 resime bakti gunlerden birgun

Hani olmaz ama belki masal olsun istedi ;

1 kahve fincani vardi o suluboya resimde

Trakya isi ya da iznik belki ama mutlaka ince bir ruh eseriydi

Aynen ressami bilinmeyen bir tabloydu

mesela seker ahmet pasa tadinda

Yillardir kendilerini resimde ve gercekte tamamlayan bu iki parca can

Altliginin solmus sirlarina uzulen;

bu kulbu kopuk fincan

Digerine bunu hissetirmemeye ozenliydi

Iclerinde tuttuklari aci kahve

Sanki onlar gibi idi

Kara,koyu, agir ama sicak

Ve o siiri dinledi o resim

Diyaribekirli ahmet ariften

`Sus, kimseler duymasın,
Duymasın, ölürüm ha.
Aymışam yarı gece,
Seni bulmuşam sonra.
Seni, kaburgamın altın parçası.
Seni, dişlerinde elma kokusu.
Bir daha hangi ana doğurur bizi?

Ruhum...
Mısra çekiyorum, haberin olsun
Çarşıların en küçük meyhanesi bu,
Saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
Derimizin altında o ölüm namussuzu...
,,,
Ağlıyor yeşil.`

Tam 25 yil olmus

Siirin resme seslenmemesi

Resminde ona aradigini gosterememesi

40 binleri bulmus

Kardesin kardesi vurmasi

Kahve fincanin altligindan ayrilmasi

Terorun tabutlara sardigi al bayraginda,

sehitlerin kara kurdelesinin golgesinde

susmus siir, kararmis resim

uzgunmus kahve fincani

bir de ipekmendil

Cok eski bir anneanne sandiginin ta en dibinde

Kenarlari islemeli

bembeyazken beje donen tertemiz bir mendil

Aslinda yasanmamis asklari anlatmasi gerekirken

bir dogumgununde kalp olup sevgiliye verilemeyen

bir bej

ipek

islemeli

mendil

Bir genc kiz cocugun gozlerindeki yesillige gidiyor elinde olmadan

Bu kez titrek solgun Edip Canseverin siiri duyuluyor

`
Boynu bükük duruyorsam eğer
içimden böyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet Abim benim
insan yasadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
...
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anisi işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye`ye Ahmet Abi.
...
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun cabuk
...
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...

Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır

Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli degil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
işte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim,

bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil,

bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.`

Baris Emek Ergin

Uskup Makedonya Ekim2007

Friday, September 21, 2007

hirsizin guncesi

Bir hırsızım ben

Bildiginiz ama görmezden gelip adi suçlu dediğiniz

1988 erzincan tercan doğu(m)luyum,

1989 dan beri hepinizden cok istanbulluyum,

Mendil sattim ,cam sildim,tiner aldim,kapkac yaptim

9 kardesin en ama en atağıydım

Annem temizliğe gelirdi belki evinize

Babam kahvedeki bir kavgadan mezara giderken.

Okusaydım böyle olurmuydum,

Tam bir geyik ve palavra,

Hanginiz ayda 9 milyar kazandı benim yaşımda

Hanginiz pavyonda benim gibi ilgi gördü, esrar içti, kadin seçti

dedim ya bir hirsizim ben, sizin begenmediginizden

10 arkadasimla, kurtlar vadisi cetesi umraniyeyiz diyen

Hemsehrimiz polis muhammet abiye hürmet ve selam eden

Ama su satirlari ileten Abiye kızan,Bir hırsızım ben,

Bu abi Barış Emek Ergin

İstanbul 68 doğumluymuş

Kardeşinin yepyeni passatının bagajında

Anıları,Fotoğrafları,Yazıları,

Ve geçmişini unutmuş,

Kanyonda durunca almak farz olmuş,

Ama tüm yazılarını okuyunca

Bu abiye biraz yazık olmuş

O da benim gibi ve karakolda ki polis abiler gibi beşiktaşlıymış

Çaldığım defterde yazan Kredi kartlarından anlaşılmış

Birde okulmu neyse şu kolej ve odtu denileni çok severmiş

Oradan mezun birsürü kişiye yazdığı

ve aldığı maili okuyunca anladım

Dunyayi gezersen

yasamin derdini okuldaşlarınla eğlenirsen

Ee bu bagajdan çantanı almakta da benim hakkım be abi

isin bence ilginci

bostancida bir eve girdi 3 arkadasim

evlere takilmam yok ben arabaciyim

yine bu abinin 80 yasinda ki anneannesinin Bostanci da ki evine girmisler

yok tabi istanbulda girilmeyen ev girilenden az ama

bu evi bizim oglanlar 4. defa ziyaret etmisler

gupegunduz tum apartmani selamlamislar

yine yanlarina bu sefer 60 yili buln bir suru ani almislar


Biz hirsiziz,Ben hırsızım ama pişman değilim

Rahşanı cok severim ,

Abilerimi tahliye etti diye

Tayyibe taparım,

Bize ve ezilenlere tercüman oldu diye

Güle minnettarım, Atatürke inat

İlk kez çankayada benim sesim oldu diye,

o gri çorabı ve badem bıyığıyla,tam benim gibilerin olmasa da yüzde 47mizin cumhurbaşkanı

Ve bu abiye,anneannesine,bu maili ilettilerine,ileteceklerine üzüldüm ama hiç ısınamadım

Ne bana, onun ve arkadaşlarının,

gösterdikleri güleryüzü anladım

Ne de sanat,edebiyat ve öğretimden önce eğitim çığlıklarını

Ben bu adamı ve temsil ettikleri sevmedim,

Ondandır tüm özellerini çalmam,

Pişman değilim

Asla da olmam,

Durmak yok

Yola devam



--
Baris Emek Ergin

About Me

http://edebiyat1903.blogspot.com/ http://arkadyasitesi.blogspot.com/