The world has gone too busy,
If a guest come and stays with you for a day u feel it is bad.
To serve and respect the elders has gone too far.
Even the sons and daughters feels bad when the parents advises them.
Yazı,şiir,sinema ve öykülerden keyif alanlarla bir paylaşım denemesi,... Hoşgeldiniz sefalar getirdiniz
The world has gone too busy,
If a guest come and stays with you for a day u feel it is bad.
To serve and respect the elders has gone too far.
Even the sons and daughters feels bad when the parents advises them.
işte öyle
sıradan yavan
ve mesai saatlerinin arasında ,iş arama ,ya da kaybetmeme koşusunda yitip gitti.
Bitmesi de gerekirdi normal olarak ,
öyle aylar boyu süren günler olmaz ki .
Bitmedi benim günüm veya sizinki de belki.
Yine bir keskin iç bulantısı hakimdi.
İçimin havası Ankara’nın 78 kömür karası kışı gibi ağırdı.
Aydınlık görmememi sağlamıyor,köy irisi kuru şehir kasvete hakimim derken , bulunduğum/doğduğum o sevgili o deniz şehiri beni ferahlatamıyordu.
Ben her sene iki kere böyle olurum ,bekliyordum bu kasveti ve hiçte gecikmeden geldi oturdu en güzel yerime,kalbime ve komut yolladı beyine i” ben bugün kan pompalamıyorum,sen bir hal çaresini buluver benim aklım başka bir yerlerdeyken görevimi yapamayacağım.”
Beyin her zaman ki akılcı tavrıyla bu duygusal çocuk kalbe yanıt verdi
” saçmalama,insanlar öldü diye sende ölümü düşünemezsin ve ölü sevicilik-nekrofili uymaz sana.”
ve bu çatışma kolay bitmez bilirim.
Kalbimin sesini dinleyerek sizlere bir daha aktarmak , ummak, paylaşmak...
Sen Yanmazsan/Ben Yanmazsam/nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa
Tamam da Nazım Baba
Nerede o aydınlık
Her yer makbergibi zifiri karanlık
Ve nerede güzel insanlar
Korkuyorum, çok korkuyorum
Ancak emin değilim ki bu işin sonu güzel olacak
Demek isterdim bilge bir edayla
”Her şey Güzel olacak”
2 temmuz 1993 Pakistan’da iken ekrandan gördüm
ve İnönü’yü düşününce rahatladım mutlaka çözerdi mutlaka bir şeyler yapar
o Madımak Adlı kalleş mekanı bir” Sivas Ellerinde Türküm Çalınır”a döndürmezdi.
Yapmadı,yapamadı,yaptırmadılar,
küstüm ona kırıldım çok ağladım ve hiçbir şey değil benimkisi biliyorum.
35 aydın kişi mezara girdi,100 kişi hapse atıldı ve toplum ikiye ayrıldı ne yazık.
Birilerince “ Unutmak ve af etmek iyilerin öcüdür” denmiş.
Öç almak istemiyorum,
unutamıyorum bir insanın diğerine yapabileceği en büyük kötülüğü hem de din adına yapmasını.
Ve bu din eksenli zihniyetin ülkemi 8 yıldır idare etmesine.
Menemen olayı benzeri bir anti laik kalkışmanın Maraş gibi bir ayrımcılıkla desteklenmesi, Çorumda tohumlanıp Sivasta boy vermesidir bu katliam.
Ve alevi olmasam da sünni Müslüman kimliğim engel değildir çığlığıma ölenlere,
hapiste çürüyecek veya asılacaklara ,
kendi notalarımla bestelediğim requiemi mırıldanmama
ve farklı değildir asla inandıkları için ölenlere, ergenekonlarda yatanlara duyduğum hüzünle.
Sivas’ı ,
Uğur ‘u unutamıyorum
ve tarihin 90ların ilk yarısında tekrar yazıldığını ,
kanla sabitlendiğini duyumsuyorum.
Ve sizlerle Sivas’ta katledilen Metin Altıok’un dizeleriyle yiten canları anmak istiyorum
Günlerden öyle bir gündü
Üstüne tarih düştüğüm
Gözümün önüne geldi birden
Balkıyan güzel yüzün
Ve yüreğim yandı söndü
Ter bastı avuçlarımı
Bir işlek kovan uğultusu
Kapladı kulaklarımı
Uzandım usulca cigarama
Yavan ömrüme katık
Ben O gün öldüm gülüm
Bir daha ölmem artık

severmisiniz kedileri?
öyle Siyam, Van filan değil,
genelde sokakta çöplerde olan,
düpedüz bildiğimiz kedi işte...
yoksa yeri biraz daha geride midir?
ne de olsa vefalı bir hayvan değildir.
gerekçeler çeşitlidir.
örneğin;
materyalisttir,
liberaldir,
bencildir,
"ne kadar ekmek o kadar köfte"dir.
bu sıfatların ne kadarı suçtur bilinmez ama,
Sheakespeare'in "who is digging on my grave" sonesinde, anılan olamamıştır.
***
“ben demeyi utanarak söyleyen”,
“birşey istemeyi sıkılarak yapan”lardan oldum.
genelde vefalı idim;
tüm çalıştıklarıma olduğum gibi hümanist ve alabildiğine samimi davrandım.
“önce başkaları demeyi” nedense çok sevdim.
“yardım istenmeden koşmayı” marifet sandım.
tabii çoğu meslek çalışanı gibi
kilo aldım,
saçlarım döküldü,
gözlerim, midem ve dişlerim her gelen yılı bir önceki yıldan daha kötü karşılar oldu.
***
sokakta bir kedi var...
değişik bir kedi.
çoğu kedinin aksine, oldukça çirkin.
pis, şişman, kulakları farklı,
gözleri bakışından buz gibi,
renkleri de değişik.
siyah-beyaz-gri ve kahverengi.
bu kedi iki yavruyu yalıyordu.
dişi olduğunu anlamadığımdan "yavrularını yiyen baba kedi" efsanesi sandım
epey bir pakladı,kokladı, temizledi,
yanlarına gideyim dedim ama yorgun, baygın bir vaziyetteydiler.
***
bu kedi tuhaf sesler çıkarıyor,
miyavlama denemez.
ağlama da değil.
ağıt yakma belki...
deli gibi dolanıyor,
tüm araçların altında o tertemiz ettiklerine bakıyor.
7 gün oldu susmadı.
***
dolaştığım onca şehirde,
gördüğüm onca insanda
aklımda ne kaldı?
koca bir boşluk,
kırgınlık,
insanlar, sen onları seviyorsun diye seni sevmek zorunda değilmiş.
hatta, bazıları ben onları temizlerken, beni pisletmekteymiş!
***
yaşam bütün açıklığıyla ve acımasızlığıyla üzerinize iner çoğu zaman.
“ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar” ı öğretir.
Özetle;anneniz,
babanız,
can kardeşiniz
3-4 dost yüzlü sonradan edinme kardeşiniz.
yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz ise
bizlere geçtiğimiz yıllardan miras kalanlardır sadece.
***
çirkin ve tuhaf kedinin yavrularını, altına saklandıkları araç kalkarken ezmiş.
bunu annesinden önce anlamış olmanın hüznündeyim.
aynen meslek yaşamımın dalgalı ve altında kalanı ezen o ağır yapısı gibi.
bazen annesinden önce anlamış olsanız da hiçbir şey değişmez.
ve bir an gelir
görürsünüz,
"kuvvet, akılı esir alır"
yaşarsınız,
"ölçüsüz güç ,başarı sarhoşluğunda, güzeli çirkin eder"
öyle şairlerin dediği gibi doluluğunca yaşanılmıyor kolayca.
hele, bir ağaç gibi tek ve hür yaşamak.
“tek geldim tek giderim” demek,
belki de tek mutlak gerçek!
o sonsuz doğuya geçen kapıdan eğilmeden geçebilmek!
bir orman gibi kardeşçesine
yarin yanağından ayrı her şeyde ortaklığa
inanmaksa her daim geçerli ama sadece iyilerin ortak gördüğü bir ütopya.
bu canlı rüyaya inananlardan başka konuşabileceğiniz olamayan,
cahil cesaretince epey ağır yaralanan,
kedi gibi olmamız istenen belki de gereken
ama bu yaşam bizim
bu rüya da
yoksa bu kedi umuda mı hamile?
--
Baris Emek Ergin
4 can parçasından ECE’yle başlangıç denemesi... 
4 can parçamı anlatmayı denemek isterim 4 yazının ilkiyle
4 köşemin koordinatları benim şöyledir
Biri 1926lı
Biri 1946
Biri 1971-sonu))
Biri 1996
Sevgili Eşim gibi
Hepsi 20.asır doğumlu
21.yüzyıl yaşamlı
Bende ölümsüzler
Sonsuzlukla eşdeğerliler
Ülkemi kuşatan iğrenç taasup eksenli kadını yok sayan mürtecilere inat
Rüzgarlara yenilmeyen birer mum aleviler
Eski Geçmiş, Yakın Geçmiş, Şimdiki Zaman ve Gelecekler
Zaman,Akıl,Kuvvet ve güzellikler
Ancak kısa bir giriş yapıp takdim gerek hepsine dair
26lı olandan başlamalıyım doğal olarak
Nazende sevgilim, Afyonlu
Sarışın mavi gözlü
14 ünde dedeme kaçan
Ağa kızı
Çakırların Süzmelerin bir tanesi
Kızı fahriye gibi
Ortaköyün en güzelleriydiler
Benim annem olur kendileri
Lido da nişan yüzme ihtisasta yaşam
İstanbul hukuk öğrencisiyken babama selam
Gönlüne onu kazıyan ve kapında bekleyen onca adam
Kastamonunun nadir aydın ve zeki mühendislerinden biriyle yola devam
3. kuşaksa bu dörtlemenin yani bu yazının başlığı ve amacı
Ece, Ecem
Devrim özgür diye beklenen, Canım kardeşim benim
İstanbullu hemşerim, kıskanmıştım 4 yaş aklıyla
İstinyeden Yuvadan kaçıp Sarıyer evimizde onu görmek istemiştim
Çok tepeledim sözle gagaladım, gereksizce bazen evde- okulda
Kolejde ilk kavgamı, ilk attığım yumruğu
Onun yemek sırasını alan bir çocuğun ağabeyiyle yaptım
İlk nefretim onu üzenlere oldu,
Canını yakana son kızgınlığımdan doğan boğazımda ki yumru da aynı sebepledir.
Evin hep küçük kızı oldu
Hala da koca bir abla olsa da öyle
Babam evden gittiğinde
Babası olmaya çalıştım 10 yaş aklımla
Hiç üzülmesin istedim
Hep gülsün diledim
Yapabildimmi
Felek aman vermedi
89da Koleji bitirdi benim karındaşım
93 de ODTÜ İşletmeyi
London School O f Economics –LSE Yüksek lisansında derece yaptı
Fransa da da okudu ilave İstanbul ve Ankarada da eğitim programlarına katıldı.
almanca italyanca ve fransızcayı yanına kattı tüm kurları bitirerek ingilizcesine
Ders çalışmayı çok sevdi birde köpekleri
Annemi ve beni öyle mutlu etti.
Hala gözümdedir bir ortaköy ayazında
Günle gece daha devir teslim yaparken ama sonuçya aydınlığın kazanacağı kesinken
Tüm Dereboyu caddesi mahallesinin bilcümlr kedi köpeğini besleyip
Klisenin duvarında ki kediye ciğer atma uğraşımız
Hala araba bagajında kedi köpek mamasıyla dolaşır
Milyarlık giysilerinde sokak köpeği pati izi taşır
Bağımsız ve Özgün Sinema aşığıdır
Fotoğrafı sever -Çok okur -Çok gezer
İşinde de başarılıdır -Kardeşim diye demiyorum
Ama hakikaten iyi insandır
Bugün onun doğum günü
Ve ben her yıl 9 aralıkta biriyle kardeş olmanın ne demek olduğunu
Nasıl asil bir yaşam biçimi sürdürdüğünü
Karşılıksız sevmenin
Sözde değil özde kardeşliğin ne olması gerektiğini
anlarım
ardından pişmanlık duyarım
yavruma bu kardeş sahipliği mutluluğu veremedim diye
İyi ki vardır
Doğumgünü kutlanmalıdır
ve son söz kızım
12sinde
Halasını gördü
Babaannesinide
Ve nenesiyle yürüdü
Daha büyük mutluluk olurmu sizce

Ve kızım benim
Kardeşimin tıpatıp aynısıdır
Kolej resimlerini siyah beyaz gören Ilgını ece sanmadadır
Ecemin çocuğu henüz olmadı
Ama benim çocuğum onun kopyası oldu
Ben kardeşime iyi bir yaşam veremedim
Ama kızımı ona benzettiğimize çok sevinirim
Sağol İpek Sağol Anne-Baba
Hep ol
Ve mutlu ol
Canım kardeşim
Seni sevdiğimi bilirsin
Nice nice yıllara Ece
Nice nice aydınlık günlere
Nice Nice...
Seni sevmekten dört köşe mutlu ağabeyin
1 siir 1 resime bakti gunlerden birgun
Hani olmaz ama belki masal olsun istedi ;
1 kahve fincani vardi o suluboya resimde
Trakya isi ya da iznik belki ama mutlaka ince bir ruh eseriydi
Aynen ressami bilinmeyen bir tabloydu
mesela seker ahmet pasa tadinda
Yillardir kendilerini resimde ve gercekte tamamlayan bu iki parca can
Altliginin solmus sirlarina uzulen;
bu kulbu kopuk fincan
Digerine bunu hissetirmemeye ozenliydi
Iclerinde tuttuklari aci kahve
Sanki onlar gibi idi
Kara,koyu, agir ama sicak
Ve o siiri dinledi o resim
Diyaribekirli ahmet ariften
`Sus, kimseler duymasın,
Duymasın, ölürüm ha.
Aymışam yarı gece,
Seni bulmuşam sonra.
Seni, kaburgamın altın parçası.
Seni, dişlerinde elma kokusu.
Bir daha hangi ana doğurur bizi?
Ruhum...
Mısra çekiyorum, haberin olsun
Çarşıların en küçük meyhanesi bu,
Saçları yüzümde kardeş, çocuksu.
Derimizin altında o ölüm namussuzu...
,,,
Ağlıyor yeşil.`
Tam 25 yil olmus
Siirin resme seslenmemesi
Resminde ona aradigini gosterememesi
40 binleri bulmus
Kardesin kardesi vurmasi
Kahve fincanin altligindan ayrilmasi
Terorun tabutlara sardigi al bayraginda,
sehitlerin kara kurdelesinin golgesinde
susmus siir, kararmis resim
uzgunmus kahve fincani
bir de ipekmendil
Cok eski bir anneanne sandiginin ta en dibinde
Kenarlari islemeli
bembeyazken beje donen tertemiz bir mendil
Aslinda yasanmamis asklari anlatmasi gerekirken
bir dogumgununde kalp olup sevgiliye verilemeyen
bir bej
ipek
islemeli
mendil
Bir genc kiz cocugun gozlerindeki yesillige gidiyor elinde olmadan
Bu kez titrek solgun Edip Canseverin siiri duyuluyor
`
Boynu bükük duruyorsam eğer
içimden böyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet Abim benim
insan yasadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
...
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anisi işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir
Ne kadar benziyoruz Türkiye`ye Ahmet Abi.
...
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun cabuk
...
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cigaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli degil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
işte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim,
bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil,
bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.`
Baris Emek Ergin
Uskup Makedonya Ekim2007
Bir hırsızım ben
Bildiginiz ama görmezden gelip adi suçlu dediğiniz
1988 erzincan tercan doğu(m)luyum,
1989 dan beri hepinizden cok istanbulluyum,
Mendil sattim ,cam sildim,tiner aldim,kapkac yaptim
9 kardesin en ama en atağıydım
Annem temizliğe gelirdi belki evinize
Babam kahvedeki bir kavgadan mezara giderken.
Okusaydım böyle olurmuydum,
Tam bir geyik ve palavra,
Hanginiz ayda 9 milyar kazandı benim yaşımda
Hanginiz pavyonda benim gibi ilgi gördü, esrar içti, kadin seçti
dedim ya bir hirsizim ben, sizin begenmediginizden
10 arkadasimla, kurtlar vadisi cetesi umraniyeyiz diyen
Hemsehrimiz polis muhammet abiye hürmet ve selam eden
Ama su satirlari ileten Abiye kızan,Bir hırsızım ben,
Bu abi Barış Emek Ergin
İstanbul 68 doğumluymuş
Kardeşinin yepyeni passatının bagajında
Anıları,Fotoğrafları,Yazıları,
Ve geçmişini unutmuş,
Kanyonda durunca almak farz olmuş,
Ama tüm yazılarını okuyunca
Bu abiye biraz yazık olmuş
O da benim gibi ve karakolda ki polis abiler gibi beşiktaşlıymış
Çaldığım defterde yazan Kredi kartlarından anlaşılmış
Birde okulmu neyse şu kolej ve odtu denileni çok severmiş
Oradan mezun birsürü kişiye yazdığı
ve aldığı maili okuyunca anladım
Dunyayi gezersen
yasamin derdini okuldaşlarınla eğlenirsen
Ee bu bagajdan çantanı almakta da benim hakkım be abi
isin bence ilginci
bostancida bir eve girdi 3 arkadasim
evlere takilmam yok ben arabaciyim
yine bu abinin 80 yasinda ki anneannesinin Bostanci da ki evine girmisler
yok tabi istanbulda girilmeyen ev girilenden az ama
bu evi bizim oglanlar 4. defa ziyaret etmisler
gupegunduz tum apartmani selamlamislar
yine yanlarina bu sefer 60 yili buln bir suru ani almislar
Biz hirsiziz,Ben hırsızım ama pişman değilim
Rahşanı cok severim ,
Abilerimi tahliye etti diye
Tayyibe taparım,
Bize ve ezilenlere tercüman oldu diye
Güle minnettarım, Atatürke inat
İlk kez çankayada benim sesim oldu diye,
o gri çorabı ve badem bıyığıyla,tam benim gibilerin olmasa da yüzde 47mizin cumhurbaşkanı
Ve bu abiye,anneannesine,bu maili ilettilerine,ileteceklerine üzüldüm ama hiç ısınamadım
Ne bana, onun ve arkadaşlarının,
gösterdikleri güleryüzü anladım
Ne de sanat,edebiyat ve öğretimden önce eğitim çığlıklarını
Ben bu adamı ve temsil ettikleri sevmedim,
Ondandır tüm özellerini çalmam,
Pişman değilim
Asla da olmam,
Durmak yok
Yola devam