abdullah oğuzun başyapıtı uçurtmayı vurmasınlar ,hamam-ferzan özpetek ve duvara karşı -fatih akın ligime girdi. enfesti,ufak bir iki hata dışında,çekim,müzik, senaryo,oyuncular şahaneydi. mutlaka ne yapıp edilip,görülmeli derim.
mavi gözlü dev öyle iyi değildi.nazimi sevimli göstermesi dışında durgun bir tiyatro oyunu havasında idi.ve maalesef ne şiirler tadında ne oyunculuk büyüleyici idi.
yine de özellikle nazımın yaşamını çokta bilmeyenler için görülmeye değer.
Yazı,şiir,sinema ve öykülerden keyif alanlarla bir paylaşım denemesi,... Hoşgeldiniz sefalar getirdiniz
Sunday, March 18, 2007
Saturday, February 24, 2007
bizim köye candan erçetin gelmiş
6 yıl aradan sonra 23 şubat cuma akşamı anatolia ankarada çadırındaydı candan erçetin.
kötü bir salon,düzensiz bir ses ve oturma sistemine rağmen yine güzeldi.
onu biraz daha yaşlanmış, balık etine dolgunlaşmış ama bir o kadarda ustalaşmış gördüm.
Yabancı dildeki ve düzenleme albümlerini saymazsak, epeydir yazarların eser verememe girdabına girmiş sanılırken aksine samimiyeti ve duygusallığı ile yine feth etti gönülleri.
arkasında çalanlarla uyumu zaman zaman kaçtı ama bunu çok hissettirmemeyi başardı.
2 ilave istek parçasını söylerken herkes ayakta ve bir kısmı sahneye yapışmış bir şekilde, kameralı telefonlarına nadide bir türün son temsilcisini çeker gibiydi.
ankaranın mesafeli ama saygılı izleyicisini çiftetelliyle oynayarak göndermeyi başarmak her sanatçının başaracağı bir iş değildi.
iyi ki varsın candan erçetin
dilerim verdiğin eserler hiç bitmesin
şu an olduğu gibi yıllar yılı gönüllerden düşmesin
kötü bir salon,düzensiz bir ses ve oturma sistemine rağmen yine güzeldi.
onu biraz daha yaşlanmış, balık etine dolgunlaşmış ama bir o kadarda ustalaşmış gördüm.
Yabancı dildeki ve düzenleme albümlerini saymazsak, epeydir yazarların eser verememe girdabına girmiş sanılırken aksine samimiyeti ve duygusallığı ile yine feth etti gönülleri.
arkasında çalanlarla uyumu zaman zaman kaçtı ama bunu çok hissettirmemeyi başardı.
2 ilave istek parçasını söylerken herkes ayakta ve bir kısmı sahneye yapışmış bir şekilde, kameralı telefonlarına nadide bir türün son temsilcisini çeker gibiydi.
ankaranın mesafeli ama saygılı izleyicisini çiftetelliyle oynayarak göndermeyi başarmak her sanatçının başaracağı bir iş değildi.
iyi ki varsın candan erçetin
dilerim verdiğin eserler hiç bitmesin
şu an olduğu gibi yıllar yılı gönüllerden düşmesin
Wednesday, January 31, 2007
Mutluluk
Eğer mutluluk közde pişmiş mısırcı arayıp bulmaksa
Eğer mutluluk trafikte doğru şeritte yer almaksa
Eğer mutluluk köprüden geçerken boğaza bakmaksa
Eğer mutluluk gideceğin bir işi olmaksa
Eğer mutluluk köprü geçiş ücretini ayırdığın bozukluklardan denk getirmekse
Eğer mutluluk evi temizlenmiş bulmaksa
---------------
Eğer mutluluk sahil yolunda denize girip ağlara takılan köpeği kurtarmaya çalışanlarsa
Eğer mutluluk yine aynı yerde 6 sakallı atletli adamın paçaları sıvayıp denizde rakı içmesiyse
Eğer mutluluk netyoruma agoraya yazıdegirmenlerine yollayıp gözleri uzaklara yatırıp beklemekse
Eğer mutluluk yazılarının basalım denmesiyse
Eğer mutluluk nefis seçme şiirlerin size yollanmasıysa
Eğer mutluluk en kötü filmde bile izlenecek bir bölüm bulmaksa
--------------
Eğer mutluluk Candan Erçetin’i canlı dinleyip dinletmekse
Eğer mutluluk Reina’dan ne olacak memleketin hali diye düşünmekse
Eğer mutluluk yavrunu düşünürken ,yaşlıları elele görüp dolmasıysa gözlerin
Eğer mutluluk bir günün ertesi güne uymamasıysa
Eğer mutluluk seninle bir atan kalbe yolculuk yapmaksa
Eğer mutluluk düşünülüp merak edilmekse
---------------
Mutluyum emin olun
Mutluyum alabildiğine
Üzmek değil amacım kimseyi
Kasvet karanlık yakışmaz bize
Sadece paylaşmak umudu yitirmeden
Dertleşmekti dileğim,böyle istedi yüreğim
Barış Emek Ergin
Eğer mutluluk trafikte doğru şeritte yer almaksa
Eğer mutluluk köprüden geçerken boğaza bakmaksa
Eğer mutluluk gideceğin bir işi olmaksa
Eğer mutluluk köprü geçiş ücretini ayırdığın bozukluklardan denk getirmekse
Eğer mutluluk evi temizlenmiş bulmaksa
---------------
Eğer mutluluk sahil yolunda denize girip ağlara takılan köpeği kurtarmaya çalışanlarsa
Eğer mutluluk yine aynı yerde 6 sakallı atletli adamın paçaları sıvayıp denizde rakı içmesiyse
Eğer mutluluk netyoruma agoraya yazıdegirmenlerine yollayıp gözleri uzaklara yatırıp beklemekse
Eğer mutluluk yazılarının basalım denmesiyse
Eğer mutluluk nefis seçme şiirlerin size yollanmasıysa
Eğer mutluluk en kötü filmde bile izlenecek bir bölüm bulmaksa
--------------
Eğer mutluluk Candan Erçetin’i canlı dinleyip dinletmekse
Eğer mutluluk Reina’dan ne olacak memleketin hali diye düşünmekse
Eğer mutluluk yavrunu düşünürken ,yaşlıları elele görüp dolmasıysa gözlerin
Eğer mutluluk bir günün ertesi güne uymamasıysa
Eğer mutluluk seninle bir atan kalbe yolculuk yapmaksa
Eğer mutluluk düşünülüp merak edilmekse
---------------
Mutluyum emin olun
Mutluyum alabildiğine
Üzmek değil amacım kimseyi
Kasvet karanlık yakışmaz bize
Sadece paylaşmak umudu yitirmeden
Dertleşmekti dileğim,böyle istedi yüreğim
Barış Emek Ergin
Saturday, January 27, 2007
Lale ya da Gül beklerken, açmayan genç fidanlar dalında bir bir kururken..
Odtü’den mezun veya master yapan yaşları 20-25 arasında olan 2006’da intihar eden Makine Mühendisi Hüseyin Başbilen ardından Elektronik Mühendisi Alim Unal da Ocak 2007’de Eymir’de intihar etmisti. Yine Ocak ayı içinde Elektrik Mühendisi Evrim Yançeken Batıkent'te evin camından atlayarak ölümü seçti. Her üçüde Aselsan’da çalışıyor olması polisiye bir araştırma konusu belki.
Ancak Kürt olmamasına rağmen bu konuya baş koyan ve İrlanda’da kendini asan Ankara Kolejinden arkadaşım Bahattin Karakütük aklıma geldi.Yine aynı devreden bir diğer kardeşimiz , Kerman Tavşanlı daha çıkmaz intihar yoluna girmişti.
Süreci bir önlenemez gidiş gibi mi görüyorlardı, “akıntıda sürükleneceğime, başlangıcını seçemediğim bir yolun sonunu bari ben seçeyimmi” dediler acaba?
Kim bilebilirki tam , yalın ve mutlak gerçeği,
Oysa Ocak ayı gam ayıdır benim için son 14 yıldır, Uğur Mumcu’ya ağıtım sadece onun faili belli, arkası gizli cinayetine değil, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok içindir de bu dinmeyen yasım. Aynen Temmuz sıkıntısına neden olan Sivas olaylarında ki gibi yaram derine gitmiştir, dikiş tutumaz. Çok iyi tanımadığımdan iyi anlayamadığım ama kayıplarının acı verici olduğunu düşündüğüm Necip Hablemitoğlu, Turan Dursun, Hrant Dink, Gaffar Okkan ve İsmail Cem’e de üzülürüm.
Ancak bu beş genç gibi, diğer genç ölümler içimi burar, kasvetim artar, elim ayağım tutmaz olur, gözlerime sağnak habercisi parçalı bulutlar iner,paylaşma gereğim önlenmez olur.
Nedenini asla tam bilemeyeceğimiz, gelişmesini belki ucundan yolda, otobüste,dolmuşta, trafikte,meyhanede izlediğimiz ama sonucunu bildiğimiz bu ölümüne gidiş sadece bir psikiatrik vakamıdır.
“Ruhumu bunaltan bu dört duvarmı?
Ölümden öteye köy varmı ? “
Dediğince şairin öte köye geçme kararı acaba bazılarımızında yaşadıklarıyla aynı mıdır?
Yaşamının baharında, elin para tutmaya ,üretmeye başladığında, görecek güzel günlerin olmasına inancı nasıl zayıflar körpe bedenlerin.
Umudu, yanıtı olmayan bir aşk acısı mı
Tutunamayanlardan biri olma kaygısımı
“Böyle gelmiş, böyle gider “ korkusumu
“ben tek başıma ne yapabilirim” yaklaşımı mı?
Bilmek gerçekten zor ama bunu bilinçle seçmek daha da zor.
Yurdumuzda trafikte son 10 yılda ölen 40 000 kişiyi, terörle savaşta yiten 30 000 kişiyi,
Irakta 3 yılda ölen 650 000 kişiyi üzüntüyle acıyla anarak bir yere koyuyorum bu 5 genç ölümü yakınım hissetiğimden belki, bir farklı yere.
Bence onlar 75 yılda çıkan 30 000 Kolej ve 50 yılda çıkan 70 000 Odtülünün veya okulu ne olursa olsun ülke nüfusunun eğitimli ,kültürlü,köklü ve bilinçli olan azınlığından birileriydiler.
Bu 5 intihar aslında sadece 5 can değil, 5 yitik hasret, 5 basamak sonu boşluğa açılan, 5 taşıyıcı kiriş, koca bir insalık mabedinde ki ana kolonlara basan .
Ve çok erkenden bizi tanımadan, yaşama sarılmadan bırakıp gitmeyi tercih ettiler.
Gruplarda yazmayı, bizlere açılmayı, zor da olsa anlaşılmayı beklemediler.
Eğer varsa hakikaten öte yanda bir köy
Yani orada gerçekten birileri olacaksa
Eminim iyi bir sohbet kuracaklar Mumcu’yla,Muammer ve Bahriye Hocayla, Aziz Nesin’le ve belkide fonda onlar için istediğim bir parça
“ Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile
Avunmak istemeyiz böyle bir teselliyle
Aah geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece
Gruba karşı bu son bahçelerde keyfince
Ya şevk içinde harap ol ya aşk içinde gönül
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül
Aah dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç “
Barış Emek Ergin- Ocak 2007 Ankara
Ancak Kürt olmamasına rağmen bu konuya baş koyan ve İrlanda’da kendini asan Ankara Kolejinden arkadaşım Bahattin Karakütük aklıma geldi.Yine aynı devreden bir diğer kardeşimiz , Kerman Tavşanlı daha çıkmaz intihar yoluna girmişti.
Süreci bir önlenemez gidiş gibi mi görüyorlardı, “akıntıda sürükleneceğime, başlangıcını seçemediğim bir yolun sonunu bari ben seçeyimmi” dediler acaba?
Kim bilebilirki tam , yalın ve mutlak gerçeği,
Oysa Ocak ayı gam ayıdır benim için son 14 yıldır, Uğur Mumcu’ya ağıtım sadece onun faili belli, arkası gizli cinayetine değil, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok içindir de bu dinmeyen yasım. Aynen Temmuz sıkıntısına neden olan Sivas olaylarında ki gibi yaram derine gitmiştir, dikiş tutumaz. Çok iyi tanımadığımdan iyi anlayamadığım ama kayıplarının acı verici olduğunu düşündüğüm Necip Hablemitoğlu, Turan Dursun, Hrant Dink, Gaffar Okkan ve İsmail Cem’e de üzülürüm.
Ancak bu beş genç gibi, diğer genç ölümler içimi burar, kasvetim artar, elim ayağım tutmaz olur, gözlerime sağnak habercisi parçalı bulutlar iner,paylaşma gereğim önlenmez olur.
Nedenini asla tam bilemeyeceğimiz, gelişmesini belki ucundan yolda, otobüste,dolmuşta, trafikte,meyhanede izlediğimiz ama sonucunu bildiğimiz bu ölümüne gidiş sadece bir psikiatrik vakamıdır.
“Ruhumu bunaltan bu dört duvarmı?
Ölümden öteye köy varmı ? “
Dediğince şairin öte köye geçme kararı acaba bazılarımızında yaşadıklarıyla aynı mıdır?
Yaşamının baharında, elin para tutmaya ,üretmeye başladığında, görecek güzel günlerin olmasına inancı nasıl zayıflar körpe bedenlerin.
Umudu, yanıtı olmayan bir aşk acısı mı
Tutunamayanlardan biri olma kaygısımı
“Böyle gelmiş, böyle gider “ korkusumu
“ben tek başıma ne yapabilirim” yaklaşımı mı?
Bilmek gerçekten zor ama bunu bilinçle seçmek daha da zor.
Yurdumuzda trafikte son 10 yılda ölen 40 000 kişiyi, terörle savaşta yiten 30 000 kişiyi,
Irakta 3 yılda ölen 650 000 kişiyi üzüntüyle acıyla anarak bir yere koyuyorum bu 5 genç ölümü yakınım hissetiğimden belki, bir farklı yere.
Bence onlar 75 yılda çıkan 30 000 Kolej ve 50 yılda çıkan 70 000 Odtülünün veya okulu ne olursa olsun ülke nüfusunun eğitimli ,kültürlü,köklü ve bilinçli olan azınlığından birileriydiler.
Bu 5 intihar aslında sadece 5 can değil, 5 yitik hasret, 5 basamak sonu boşluğa açılan, 5 taşıyıcı kiriş, koca bir insalık mabedinde ki ana kolonlara basan .
Ve çok erkenden bizi tanımadan, yaşama sarılmadan bırakıp gitmeyi tercih ettiler.
Gruplarda yazmayı, bizlere açılmayı, zor da olsa anlaşılmayı beklemediler.
Eğer varsa hakikaten öte yanda bir köy
Yani orada gerçekten birileri olacaksa
Eminim iyi bir sohbet kuracaklar Mumcu’yla,Muammer ve Bahriye Hocayla, Aziz Nesin’le ve belkide fonda onlar için istediğim bir parça
“ Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile
Avunmak istemeyiz böyle bir teselliyle
Aah geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükunlu gece
Gruba karşı bu son bahçelerde keyfince
Ya şevk içinde harap ol ya aşk içinde gönül
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül
Aah dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç “
Barış Emek Ergin- Ocak 2007 Ankara
Friday, January 19, 2007
Bir Aşk Mektubu veya Yazı Yazmak Çıplak Dolaşmaktır.
Eğer yazı yazmaktan hoşlanıyorsanız ve sizin gibi olan ,olmayan yazar adaylarını keyifle izliyorsanız çıplak dolaşıyorsunuz demektir.Tüm duygularınızı açığa vuruyorsanız , ekonomik krizden dolayı annelerin çocuklarını dahi anlayamadığı bir dönemde ,anlaşılmak istiyorsunuzdur.Sert kabuğunuzu kırıp içeride olan biteni sergilemek istemenin ve kuşkuyla yanıt beklemenin çığlığıdır yazmak.Çoğu kez tepki almazsınız.İsteseniz de bir “beğenmedim” sözünü, duyamazsınız.
İnsanlarımızın her biri kendi aleminde zaman doldurmakta veya boşaltarak öldürmektedir.
Üye olduğunuz elektronik yazışma grupları bir sivil toplum örgütü olma uğraşındadır ama aralarına sadece diplomanızla giremezsiniz.Açıklıkta sevilmez oralarda.”tuhaf adam” demeseler de düşünürler çok konuşursanız. Hepimizin olmayan yönüdür gönderilerimiz.Beğenip de yapamadığımız,katılıp da uygulayamadığımız.Aslında kardeşlikten, anılardan , çözümden bahsedende vardır ama azdır.Ya kuvvetli politizasyon , ya da tam aksi ya da hiçbiri. İlk ikisinin sırasıyla mezun olunan üniversite ve lise olduğu belli ama hiçbiri ne kadar çekici.O hiçbirinin altında din ve siyaset yok, o hiçbirinin altında güncellik yok.O hiçbiri kökü geçmişte gelecek, O hiçbiri yaşama dair umutlu ve çoksesli bir şarkıdır.
Güncel gündemin tüm kasveti bizi biz eden değerlerden uzaklaştırıyor.
Düşen uçakta ki şehitler doğanın şanlı bir ayaklanmasını gölgede bırakıyor.Gölgede yatan nefis çiçekler var oysa.
Ekonomik ve siyasi buhran ,ruhumuzu bunaltan dört duvarı aşmamızı engelliyor. Dışarıda bahar gelen dağlarda ,umut dağlarla oysa.
Cezaevlerinde her ne nedenle olursa olsun ölen ve olan insanların hüznü içimizi burkuyor.O burkulmayacak içimizde bin türlü sevdalarda olabilirdi oysa.
Gazetelerin satır aralarında yer alan ani sağlık sürprizleriyle ,trafik kazaları bizleri ölüm ilanlarında duraklatıyor.Sanat,kültür , yaşam sayfalarıyla gurme sayfalarını severdiniz oysa .
Bu yüzden yeni yaş dönümümün arifesinde yolun yarısına bir kala Cahit Sıtkı’yı biraz daha anlayabiliyorum. Sadece on bir yıl sonra kırk altı yaşında ölen usta keşke yetmiş yıl yaşayabilseymiş .
Korkunun ecele faydası yok doğrudur ,ancak yaşam kalitesi korkuyla düşmektedir.Ve bu alçak korku her yerdedir.Dürüst çalıştığınız için yoksulluk korkusu, açık sözlü olduğunuz için yalnızlık korkusu, ince düşündüğünüz için hoyratlık korkusu köşe başında beklemektedir.Her an bir kamyon veya tahlil sizin yaşamınıza son verebilir ,sevdiklerinizi elinizden çekip alabilir.Sanki uzatmaları yaşıyor gibisinizdir.Bir tedavisi belli olmayanla karşılaşacak ve gideceksinizdir arkanızda aklınız kalarak.Yaşamdan çılgınca beklentileriniz olup da bunu gerçekleştiremediğinize kızarak ve hep gibi yaparak.Mutluymuş gibi yaparak, sorunsuzmuş gibi davranarak, güçlüymüş gibi yaşayarak.Oysa akılın varlığı da rahatlatmayacaktır son veda esnasında.Akıl ve gücünüzü Hitler’den farklı kılamadığınıza ,bu ikiliyi süsleyecek güzelliği bulamadığınıza yanarsınız belki de.
Yazmak güzelliğin tarifidir.Yazmak zaman zaman güzelliğin kendisidir.Yazmak kimi zaman rezilce korkuludur .Yazmak tepki koymaktır,katkı vermektir, doğaya kaçmaktır,kendinden uzaklaşmaktır, utanmadan ağlamaktır ve ölmeden çırılçıplak olmaktır. Ve ben artık çıplak dolaşmak istemiyorum.Gidip giyinmem lazım.
Nice
Nerelerde kaldı
Özlem gecelerini
Aydınlattığından
Nice aşk mektupları
Karanlık korkusundan
Belki de yollanmadı
Nice aşk mektupları
Yazıldı yollanmadı
Almadan okunduğundan
Yıllar sonra yanıtları
Geldi yollanmadan
Nice aşk mektupları. Behçet Necatigil
İnsanlarımızın her biri kendi aleminde zaman doldurmakta veya boşaltarak öldürmektedir.
Üye olduğunuz elektronik yazışma grupları bir sivil toplum örgütü olma uğraşındadır ama aralarına sadece diplomanızla giremezsiniz.Açıklıkta sevilmez oralarda.”tuhaf adam” demeseler de düşünürler çok konuşursanız. Hepimizin olmayan yönüdür gönderilerimiz.Beğenip de yapamadığımız,katılıp da uygulayamadığımız.Aslında kardeşlikten, anılardan , çözümden bahsedende vardır ama azdır.Ya kuvvetli politizasyon , ya da tam aksi ya da hiçbiri. İlk ikisinin sırasıyla mezun olunan üniversite ve lise olduğu belli ama hiçbiri ne kadar çekici.O hiçbirinin altında din ve siyaset yok, o hiçbirinin altında güncellik yok.O hiçbiri kökü geçmişte gelecek, O hiçbiri yaşama dair umutlu ve çoksesli bir şarkıdır.
Güncel gündemin tüm kasveti bizi biz eden değerlerden uzaklaştırıyor.
Düşen uçakta ki şehitler doğanın şanlı bir ayaklanmasını gölgede bırakıyor.Gölgede yatan nefis çiçekler var oysa.
Ekonomik ve siyasi buhran ,ruhumuzu bunaltan dört duvarı aşmamızı engelliyor. Dışarıda bahar gelen dağlarda ,umut dağlarla oysa.
Cezaevlerinde her ne nedenle olursa olsun ölen ve olan insanların hüznü içimizi burkuyor.O burkulmayacak içimizde bin türlü sevdalarda olabilirdi oysa.
Gazetelerin satır aralarında yer alan ani sağlık sürprizleriyle ,trafik kazaları bizleri ölüm ilanlarında duraklatıyor.Sanat,kültür , yaşam sayfalarıyla gurme sayfalarını severdiniz oysa .
Bu yüzden yeni yaş dönümümün arifesinde yolun yarısına bir kala Cahit Sıtkı’yı biraz daha anlayabiliyorum. Sadece on bir yıl sonra kırk altı yaşında ölen usta keşke yetmiş yıl yaşayabilseymiş .
Korkunun ecele faydası yok doğrudur ,ancak yaşam kalitesi korkuyla düşmektedir.Ve bu alçak korku her yerdedir.Dürüst çalıştığınız için yoksulluk korkusu, açık sözlü olduğunuz için yalnızlık korkusu, ince düşündüğünüz için hoyratlık korkusu köşe başında beklemektedir.Her an bir kamyon veya tahlil sizin yaşamınıza son verebilir ,sevdiklerinizi elinizden çekip alabilir.Sanki uzatmaları yaşıyor gibisinizdir.Bir tedavisi belli olmayanla karşılaşacak ve gideceksinizdir arkanızda aklınız kalarak.Yaşamdan çılgınca beklentileriniz olup da bunu gerçekleştiremediğinize kızarak ve hep gibi yaparak.Mutluymuş gibi yaparak, sorunsuzmuş gibi davranarak, güçlüymüş gibi yaşayarak.Oysa akılın varlığı da rahatlatmayacaktır son veda esnasında.Akıl ve gücünüzü Hitler’den farklı kılamadığınıza ,bu ikiliyi süsleyecek güzelliği bulamadığınıza yanarsınız belki de.
Yazmak güzelliğin tarifidir.Yazmak zaman zaman güzelliğin kendisidir.Yazmak kimi zaman rezilce korkuludur .Yazmak tepki koymaktır,katkı vermektir, doğaya kaçmaktır,kendinden uzaklaşmaktır, utanmadan ağlamaktır ve ölmeden çırılçıplak olmaktır. Ve ben artık çıplak dolaşmak istemiyorum.Gidip giyinmem lazım.
Nice
Nerelerde kaldı
Özlem gecelerini
Aydınlattığından
Nice aşk mektupları
Karanlık korkusundan
Belki de yollanmadı
Nice aşk mektupları
Yazıldı yollanmadı
Almadan okunduğundan
Yıllar sonra yanıtları
Geldi yollanmadan
Nice aşk mektupları. Behçet Necatigil
Üzülüyorum, O halde varım
Nelere mi?
Söyleyemem hepsini, bilirim aksi halde içinizi dağlarım.
Belki sadece birini paylaşırım.
Irak’a , düşen uçak dolusu emekçiye ve Saddam Hüseyin’e üzülürüm.
Devam etmeyebilirsiniz okumaya , anlarım.
Ancak bilirsiniz ki Saddam bir sembol.
Diktatörlüğün,
Totaliter rejimin,
Yaşamda ki ciddi yasakların, hatta ölümün.
Belki hepiniz bu kötülükler kadar rahat bil(e)mezsiniz ki;
O 80 ve 90ların Milli Güvenlik Kitaplarında belirtildiğince tek kavgalı olmadığımız komşumuzun lideriydi,
O komünizmin iyi yanlarını ve laikliği ülkesine bir köşesinden sokmuş biriydi,
Geniş caddeleri, ciddi altyapısı ile şehirleri bir Arap ezgisi ile değil, klasik müzik hissi dinlermiş gibi tat bırakırdı.
Azınlık Sünni kesiminin Kürt ve Şiilere yönelik huzurunu sertlikle de olsa sağlamıştı.
Saddam’ın Irak’ın da olan resim ve heykel sergileri, mezguf- kömürde yapılan balık ve şarap, kadının iş yaşamında bütün ağırlığıyla olması, onu eleştirirken hatta lanetlerken gözden kaçmamalı.
Savunmak değil asla amacım, zaten ne bunu yapabilirim ne de öyle görünmek isterim. Sadece bir diktatörmü giden bunu kısa da olsa düşündürmek isterim.
Peki Suudi Arabistan’da neden hala totaliter rejim var,Suriye çok mu demokratik, Libya’da ki yönetici Saddam’dan çok mu iyi , Kuzey Kore’de, Afganistan’da, insanların rejimlerden dolayı öldüğü, mutsuzluğunu sürdürdüğünü düşünmek için Amerika’mı beklenecek.Çok uzağa bakmaya gerekte yok aslında. 10 binleri yitirmedikmi 1980 öncesinde.Ve sıkıyönetim de varken 11 eylül gecesi ,ertesi sabah uyandık herşey bitmiş. Peki nerede o despot yöneticimiz, Şili kadar olabildikmi hesap sorabildikmi?
Halkının mozaiğine ait, Başbakanımızın verdiği rakamla 650 bin üyesi artık Saddam’dan sonra yaşamıyor. Her gün Irak’ta 50-60 cana kıyılıyor.
Üzüntü verici yanıysa bu ölümler kanıksanıyor,
Nekrofili- Ölüsevicilik yaygınlaşıyor.
Her gün Ted-Odtü e-grubu kadar kişi,
her 2 günde bir Ankara Koleji 85 mezunu e –grubu kadar kişi,
her 4 gün odtü inşaat e- grubu kadar,
her 10 günde Odtü ,her 20 günde Kolej e-grupları kadar can yitiyor.
Lütfen bir an durun düşünün artık 1 adet Tekirdağ 2 adet Kastamonu, 3 adet Kırşehir ,7 adet Bayburt şehri ve köyleri kadar nüfus veya 50 yılda çıkan Odtü Mezunlarının 8 katı, 75 yılda çıkan Kolej mezunlarının 22 katı artık yok artık Irak’ta,
Saddam sonrasında ve sadece 3 yıl içinde.
Peki yokmuydu onların sevgileri, özlemleri, çocukları, ana babaları,koşuları,takımları,hobileri,spor hevesleri,kilo problemleri, trafik dertleri,çekleri,senetleri,maaşları, idealleri, istekleri, yazıları, şiirleri, ilk - son aşkları,...
105. yaşını ocak 2007 de kutladığımız, ölümsüz büyük usta Nazım’ın dizelerine sözü bırakıyorum:
“Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgili;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nâzım'a!”
Duyamıyoruz, göremiyoruz, sis var her yerde, işimiz yoğun ve çalışmazsan yoksun .
Üzülmekte hak veriyorsanız, sağolun yalnız bırakmadınız ,
çünkü sizi görmeden yalnızlık gibi üzüntüde paylaşılmaz sanırdım, iyi ki varsınız.
Barış Emek Ergin
Söyleyemem hepsini, bilirim aksi halde içinizi dağlarım.
Belki sadece birini paylaşırım.
Irak’a , düşen uçak dolusu emekçiye ve Saddam Hüseyin’e üzülürüm.
Devam etmeyebilirsiniz okumaya , anlarım.
Ancak bilirsiniz ki Saddam bir sembol.
Diktatörlüğün,
Totaliter rejimin,
Yaşamda ki ciddi yasakların, hatta ölümün.
Belki hepiniz bu kötülükler kadar rahat bil(e)mezsiniz ki;
O 80 ve 90ların Milli Güvenlik Kitaplarında belirtildiğince tek kavgalı olmadığımız komşumuzun lideriydi,
O komünizmin iyi yanlarını ve laikliği ülkesine bir köşesinden sokmuş biriydi,
Geniş caddeleri, ciddi altyapısı ile şehirleri bir Arap ezgisi ile değil, klasik müzik hissi dinlermiş gibi tat bırakırdı.
Azınlık Sünni kesiminin Kürt ve Şiilere yönelik huzurunu sertlikle de olsa sağlamıştı.
Saddam’ın Irak’ın da olan resim ve heykel sergileri, mezguf- kömürde yapılan balık ve şarap, kadının iş yaşamında bütün ağırlığıyla olması, onu eleştirirken hatta lanetlerken gözden kaçmamalı.
Savunmak değil asla amacım, zaten ne bunu yapabilirim ne de öyle görünmek isterim. Sadece bir diktatörmü giden bunu kısa da olsa düşündürmek isterim.
Peki Suudi Arabistan’da neden hala totaliter rejim var,Suriye çok mu demokratik, Libya’da ki yönetici Saddam’dan çok mu iyi , Kuzey Kore’de, Afganistan’da, insanların rejimlerden dolayı öldüğü, mutsuzluğunu sürdürdüğünü düşünmek için Amerika’mı beklenecek.Çok uzağa bakmaya gerekte yok aslında. 10 binleri yitirmedikmi 1980 öncesinde.Ve sıkıyönetim de varken 11 eylül gecesi ,ertesi sabah uyandık herşey bitmiş. Peki nerede o despot yöneticimiz, Şili kadar olabildikmi hesap sorabildikmi?
Halkının mozaiğine ait, Başbakanımızın verdiği rakamla 650 bin üyesi artık Saddam’dan sonra yaşamıyor. Her gün Irak’ta 50-60 cana kıyılıyor.
Üzüntü verici yanıysa bu ölümler kanıksanıyor,
Nekrofili- Ölüsevicilik yaygınlaşıyor.
Her gün Ted-Odtü e-grubu kadar kişi,
her 2 günde bir Ankara Koleji 85 mezunu e –grubu kadar kişi,
her 4 gün odtü inşaat e- grubu kadar,
her 10 günde Odtü ,her 20 günde Kolej e-grupları kadar can yitiyor.
Lütfen bir an durun düşünün artık 1 adet Tekirdağ 2 adet Kastamonu, 3 adet Kırşehir ,7 adet Bayburt şehri ve köyleri kadar nüfus veya 50 yılda çıkan Odtü Mezunlarının 8 katı, 75 yılda çıkan Kolej mezunlarının 22 katı artık yok artık Irak’ta,
Saddam sonrasında ve sadece 3 yıl içinde.
Peki yokmuydu onların sevgileri, özlemleri, çocukları, ana babaları,koşuları,takımları,hobileri,spor hevesleri,kilo problemleri, trafik dertleri,çekleri,senetleri,maaşları, idealleri, istekleri, yazıları, şiirleri, ilk - son aşkları,...
105. yaşını ocak 2007 de kutladığımız, ölümsüz büyük usta Nazım’ın dizelerine sözü bırakıyorum:
“Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgili;
zavallı bir çingenenin
kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
geçirecekse eğer
ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
boşuna bakacaklar
Nâzım'a!”
Duyamıyoruz, göremiyoruz, sis var her yerde, işimiz yoğun ve çalışmazsan yoksun .
Üzülmekte hak veriyorsanız, sağolun yalnız bırakmadınız ,
çünkü sizi görmeden yalnızlık gibi üzüntüde paylaşılmaz sanırdım, iyi ki varsınız.
Barış Emek Ergin
Tuesday, January 16, 2007
Bir gramofon sesi var çok uzaklarda

Devri düzensiz bir taş plak çalıyor kulağımda
Belli belirsiz sesler arasında, cızırtılı bir müzik vuruyor aslında
Diyor ki Ahmet Haşim’in kadim dostu,
Suphi Ziya Özbekkan usta, o Uşşak şarkısında:"Herşey bu zaman evinde naçar geçerEn geçmeyecek gönül geçer, yar geçerYalnız günübirlik çağırır bir kapıdanAkşam kimi bitkin, kimi biçare geçer.
Harman yeri er geç dağılır, bağ bozulur, Bülbülde nefes kalsa da gülzar geçer."*
Ve siyah beyaz bir film canlanır gözlerimde
Bu fon müziğine uygun bir karıncalanma eşliğinde
Hani Potemkin Zırhlısı
veya Chaplin filmleri görüntüsünde
1923 yılı Ankara’ sın da
Bir kadın bir erkek yan yana, evliler,
Aşıklar basbayağı ve yadırganmaktalar
Hamamlar bile kapatmışlar birbirlerine
Adamın işi çıkar, düşer İstanbul yollarına
Ve sevgili karısına derki;”3 güne kalmaz dönerim”
Gelemez ama ihmal de etmez
Mektup yazar Ankara ‘ya, fakat o mektup nedense beklendiği adrese gelmez
Kadın üzüntülü
Kadın güzel
Kadın karakterli
Kadın hüzünlü
Çok sürmezdi bu hüzün
Ve boşar kadın adamı çok da uzatmadan, 1 yıla kalmadan
Bakılacak bir çocuk vardır, gelemeyen bir adama yas tutulamaz
Kırgındır,kızgındır,ama bir başkasıyla evlenir.ihtiyaçtan değil gururdan
1 yıl sonra mazeret mektubu gerisin geriye gelir.
Üzerinde kırmızı bir mühür ”adrese teslim edilememiştir”
fakat o büyük aşkın zordur ölmesi
kolay değildir izlerinin silinmesi
ve silemedi de zaten Nuri
başkasıyla evlense de onun olan kadını öldükten sonra evlenebildi, mektubunu kalbinin üstünde taşıyarak
ve kızı onu ancak 70 lerde bulacak
ölmeyecek kişiler değil, aşık olmanın kendisidir dedi belki
ve bana bunu anlattığında
Nuri amcanın kızının torunu bir güzel insan
kararlıydım, bu mutlaka yazılacak
paylaşılacak ve mutsuz aşklara inat ,yaşandığında ki mutluluk anılacak
zamane aşklarının eleştirisi değil niyet,
ancak büyük bir sevginin önünde saygıyla eğilmek,
rahat uyu Nuri amcam , seni iyi anlıyorum ,
ve bil ki yani ola ki duyarsan beni, sevginizi saygıyla anıyorum
Barış Emek Ergin
2007 Ocak Ankara
*Gülzar :Gülbahçesi
Naçar ve Biçar:Çaresiz
Friday, January 12, 2007
Fatma Süzme Afyonlu-otobiyografi
Bir otobiyografi aklımda dolanıp duruyor.
Öyle hava kabarcıkları arasında dolaşan balığın resmi gibi değil ama.
Basbayağı hüzünlü ve alabildiğine dram ama adam gibi bir yaşam.
Artık bu çocuk mutlu yazılar yazmalı diye düşünüyorsanız üzgünüm.
Bu yazıya devam etmemeniz moraliniz için iyi olur.
Afyon İli Bolvadin İlçesinden bir öğretmen.
Öyle milli eğitimin istediği tipte sıradan ezberci falan değil
Yaratıcı ,kalbi insan sevgisiyle dolu.
Kimine göre marksist,kimine göre sosyalist,kimine göre ateist .
Bana göre şablonlara sığmayan bir insan.
Bir kadın,duyarlı ,tepkili,eylemci ve aydın.
Mahallesinde kapıcı çocuklarını okutan, ve bu çoçukların çoğu üniversite kazanan en kötüsü Boğaziçi matematik olduğu için üzülen bir kadın düşünün.
Fatihte köhne bir giriş katında ki evinde Cumhuriyetini Milliyetini keyifle ve inatla okuyan bir güzel insan.
Kısa yaşam öyküsü şöyle 30’lı yıllar doğum,Afyon’dan yeni şehri İstanbul’a gelerek sanat tarihi ve edebiyat öğretmenliği, 60’lı yıllar Yılmaz Güney’in rol arkadaşı şimdi AUSSİE(- Avustralya’da yaşayanlara verilen bir ad) eşiyle ayrılık ve okulun camından kendini aşağıya bırakarak 70 den sonrasını yatağında geçirme tercihi.
Oğlu ve annesi ,yaşamının özel yanı ancak genel yanı edebiyat ve çeviriler.
Evreni yatağından kucaklama sözü en çok ona yakışır.
Oğul 3 yaşında okur ,sıkıysa okumasın ülkenin en çok okuyan ve yazan kadını anasıdır. Burslar kazanır mustafası “gogannesinin” gururu onların umududur .
Umut asla bireysel veya paraya tahvil edilen bir beklenti değil,dünyaya yaşama ve insana dair umutlarıdır o koca kafalı dört gözlü kerataya bağlanan.
Boş çıkarmaz umutları ve doktor olur, ihtisas yapmak başarıysa başarılıdır ama en iyi üniversiteyi derecelerle bitirip,okulun en güzel kızını kapıp (benimde çile çektiğim) niğde ilinde mecburi hizmet sonrası abd’ye yerleşmek kendi tercihidir.
Sekizinci kitabı yayımlanıyor onlarca makale yüzlerce çeviri desek abartmayız sanırım.
Asla kötü bir şekilde söylenmemiştir anası, hasta yatağında oğlundan gelen kitabı ,resmi, mektubu ,nefesi beklerken.
Ve bir gün gelip bir tümör belası hiç bırakmadığı sigarasıyla işbirliği yapıp hücrelerini çoğaltmaya başlar.
O an anlar başına geleceği .
Dökülen saçları gibi ilerleyen hastalığı değil ülkenin rezil hali de etkilidir tatsız sona koşuşunda.
Ve bir gün sanırım son günlerine yakın serpili başındayken der ki yeğeninin yavrusuna;
“Allaha inanmıyorum,
atesitim
bundan asla pişman değilim
bu sözü tutasın aklında
eğer varsa O yukarıda
veya içimizde bir ulu yaradan
alsın canımı o an”
Sonra mı? Sonrası yaradana teist değil deist bir bağlılığımı pekiştiren vedası.
Sır mıydı söyledikleri? Sanmıyorum.
Sırın bir insana en değerli emanetinizi vermek olduğuna inanıyorum. Ancak ben bunu satmıyorum anlatıyorum ki en olumsuz anında bile ölümü düşünmeyen insanlığın destansı yüz aklarını anımsayalım.
Tatildeydim büyük halam öldüğünde
Göremedim geldiğimde son bir kez o yüzünü
Sözüm sana güzel halam
İnsanlar hala aynı bireysel kaygılarla uğraşmakta
Senin benden istediğin papatyalar olmadıysa
İçimin benimde karanlıklarla dolu olmasındandır.
Ve gelecek güzel günlere torunların gibi inanmamdandır.
Papatyalar içimizde,fikirlerin hala kafamızda
Sana öldü demem zor geliyor bana
İyi ki doğdun fatma hala
iyi ki doğdun
nazımın dizeleriyle bu gecikmeli kır çiçeklerimi kabul et lütfen
“Aklımda hep
İlkönce senden duyduğum
Çankırılı bir cümle var:
Pamukladı mıydı kavaklar
Kiraz gelir ardından.
Kavaklar pamukluyor Gazali’de,
Fakat
Görmüyor,üstat,
Kirazın geldiğini.
Ölüme ibadeti bundandır.
Şeker Ali yukarıda,koğuşta bağlama çalıyor.
Akşam.
Dışarıda çocuklar bağrışıyorlar.
Çeşmeden akıyor su.
Ve jandarma karakolunun
Akasyalara bağlı üç kurt yavrusu.
Açıldı demirlerin dışında
büyük laciverdi bahçem.
Asıl olan hayattır....
Beni unutma Hatçem...”
barış emek ergin ,Ankara Mart 2002
Öyle hava kabarcıkları arasında dolaşan balığın resmi gibi değil ama.
Basbayağı hüzünlü ve alabildiğine dram ama adam gibi bir yaşam.
Artık bu çocuk mutlu yazılar yazmalı diye düşünüyorsanız üzgünüm.
Bu yazıya devam etmemeniz moraliniz için iyi olur.
Afyon İli Bolvadin İlçesinden bir öğretmen.
Öyle milli eğitimin istediği tipte sıradan ezberci falan değil
Yaratıcı ,kalbi insan sevgisiyle dolu.
Kimine göre marksist,kimine göre sosyalist,kimine göre ateist .
Bana göre şablonlara sığmayan bir insan.
Bir kadın,duyarlı ,tepkili,eylemci ve aydın.
Mahallesinde kapıcı çocuklarını okutan, ve bu çoçukların çoğu üniversite kazanan en kötüsü Boğaziçi matematik olduğu için üzülen bir kadın düşünün.
Fatihte köhne bir giriş katında ki evinde Cumhuriyetini Milliyetini keyifle ve inatla okuyan bir güzel insan.
Kısa yaşam öyküsü şöyle 30’lı yıllar doğum,Afyon’dan yeni şehri İstanbul’a gelerek sanat tarihi ve edebiyat öğretmenliği, 60’lı yıllar Yılmaz Güney’in rol arkadaşı şimdi AUSSİE(- Avustralya’da yaşayanlara verilen bir ad) eşiyle ayrılık ve okulun camından kendini aşağıya bırakarak 70 den sonrasını yatağında geçirme tercihi.
Oğlu ve annesi ,yaşamının özel yanı ancak genel yanı edebiyat ve çeviriler.
Evreni yatağından kucaklama sözü en çok ona yakışır.
Oğul 3 yaşında okur ,sıkıysa okumasın ülkenin en çok okuyan ve yazan kadını anasıdır. Burslar kazanır mustafası “gogannesinin” gururu onların umududur .
Umut asla bireysel veya paraya tahvil edilen bir beklenti değil,dünyaya yaşama ve insana dair umutlarıdır o koca kafalı dört gözlü kerataya bağlanan.
Boş çıkarmaz umutları ve doktor olur, ihtisas yapmak başarıysa başarılıdır ama en iyi üniversiteyi derecelerle bitirip,okulun en güzel kızını kapıp (benimde çile çektiğim) niğde ilinde mecburi hizmet sonrası abd’ye yerleşmek kendi tercihidir.
Sekizinci kitabı yayımlanıyor onlarca makale yüzlerce çeviri desek abartmayız sanırım.
Asla kötü bir şekilde söylenmemiştir anası, hasta yatağında oğlundan gelen kitabı ,resmi, mektubu ,nefesi beklerken.
Ve bir gün gelip bir tümör belası hiç bırakmadığı sigarasıyla işbirliği yapıp hücrelerini çoğaltmaya başlar.
O an anlar başına geleceği .
Dökülen saçları gibi ilerleyen hastalığı değil ülkenin rezil hali de etkilidir tatsız sona koşuşunda.
Ve bir gün sanırım son günlerine yakın serpili başındayken der ki yeğeninin yavrusuna;
“Allaha inanmıyorum,
atesitim
bundan asla pişman değilim
bu sözü tutasın aklında
eğer varsa O yukarıda
veya içimizde bir ulu yaradan
alsın canımı o an”
Sonra mı? Sonrası yaradana teist değil deist bir bağlılığımı pekiştiren vedası.
Sır mıydı söyledikleri? Sanmıyorum.
Sırın bir insana en değerli emanetinizi vermek olduğuna inanıyorum. Ancak ben bunu satmıyorum anlatıyorum ki en olumsuz anında bile ölümü düşünmeyen insanlığın destansı yüz aklarını anımsayalım.
Tatildeydim büyük halam öldüğünde
Göremedim geldiğimde son bir kez o yüzünü
Sözüm sana güzel halam
İnsanlar hala aynı bireysel kaygılarla uğraşmakta
Senin benden istediğin papatyalar olmadıysa
İçimin benimde karanlıklarla dolu olmasındandır.
Ve gelecek güzel günlere torunların gibi inanmamdandır.
Papatyalar içimizde,fikirlerin hala kafamızda
Sana öldü demem zor geliyor bana
İyi ki doğdun fatma hala
iyi ki doğdun
nazımın dizeleriyle bu gecikmeli kır çiçeklerimi kabul et lütfen
“Aklımda hep
İlkönce senden duyduğum
Çankırılı bir cümle var:
Pamukladı mıydı kavaklar
Kiraz gelir ardından.
Kavaklar pamukluyor Gazali’de,
Fakat
Görmüyor,üstat,
Kirazın geldiğini.
Ölüme ibadeti bundandır.
Şeker Ali yukarıda,koğuşta bağlama çalıyor.
Akşam.
Dışarıda çocuklar bağrışıyorlar.
Çeşmeden akıyor su.
Ve jandarma karakolunun
Akasyalara bağlı üç kurt yavrusu.
Açıldı demirlerin dışında
büyük laciverdi bahçem.
Asıl olan hayattır....
Beni unutma Hatçem...”
barış emek ergin ,Ankara Mart 2002
Monday, November 27, 2006
dondurmam gaymak'tan aklimda kalanlar
vizyona kasim sonu girdi ve yabanci film oscar adayi oldugu icin merak ediliyordu.
ben oncelikle begendigimi ve o kucuk dunyalarimizda sakli buyuk kaygi ve sevinclerimizi gosterdigini dusunuyorum.tamamen mugla ulada gecen ve 1-2 rol disi yore halkinin oynadigi bu film gorulmeye deger. mehmet ali alaboranin koclugunu yaptigi ekip cok iyi bir yasam kesiti vermisler.
filmi gorecekler icin detayli anlatmayacagim ama ilginc noktalari paylasmak istiyorum.
insanlarin kisir dunyasinda yasadiklarinin hafife alinmayacagini dusundurttu. turk insaninin araya sikistigi cami konusu cok olculu ve rahatsiz etmeden aktarilmisti. batil olamayan bir imam, yasamin icinden kuran kursu ve 5-6 cemaatli namazlar kadar odpli aydinin replikleri,icki-ezan cakismasi,halkin toplumsal olamayan bencilligi guzel kurgulanmisti. vurucu ve sempatik yani salt celiskiler degil birde guncel yasami susleyen ege agzi ,lehcesi iken oscara bu tercume engel olacaktir diye dusunuyorum.goruntuler kader kadar vurucu degildi ama bence iyi bir filmdi.
baris
odtu mezunu bir agbeyimizin yorumuda su sekilde
"Arkadaslar, dun aksam bostanli kipada izledik dondurmam gaymakfilmini. ..masalsi bir anlatim ve mugla ve yoreden cok guzel bir cekim var.ilk yari biraz durgun gibi fakat ikinci yari daha hareketli. ..ev yapimi dondurmacinin marketlere ve holdinglere karsi durusu cok guzel,esnaf dayanismasi,komsuluk ,filmde cocuklugumuzda gordugumuz hemen tum olaylar birer birer anlatiliyor. ..mugla ve cevre kasabalardaki cekim cok carpici,muglada eski carsinin ortasindaki camli cami kucuk sokaklar,iyiki muhafaza edilmis,her gittigimde gezmekten keyif aliyoruz. ..ayrica cocuklarin derede yikanma ,yuzme sahnesi var dikkatle izleyin.bu sahne cine yatagan arasindaki erozyon gecirmis gnays(metamorfizmaya ugramis granit formasyonu)lerin arasindan akan cok hos bir cay kenarinda cekilmis sanirim.simdi baraj yaptilar ve cayin onemlibir kismi yoldan gorulemiyor eskiden cine yatagan arasi cok guzeldi ,turkiyede belkide dunyada rastlanamiyacak bir manzara ,cok buyuk ,cayin asindirip yuvarlaklastirdigi ve masallarda rastalanacak dev hayvan figurlerine benzeyen bu taslarin arasindan donerek akan durgun bir cay,20-30kml.lik bir ruya yolu.yatagandaki mermer ocaklarina giderken hep buralarda neden bir film cekilmez diye dusunmusumdur,simdi cok az da olsa buralari da gosteren bir filmi gorduk. ..filmde gecen turkce ise ayri bir alem yore agzini cok guzel vermisler ,zaten filmi muglalilar oynamis,tamam da ingilizceye nasil tercume edebildiler acaba ,bir suru deyim varki sadece bize mahsus. hosca kalin vaktiniz olursa gorun derim,ama sadece filmi degil canim cine yatagan arasindaki yolu,yaniniza bir fotograf makinasi alarak tabii.hele bu mevsimde hava limonata gibidir.tam doga yuruyusu havasi, Turker Zorlubas(mad.73)"
ben oncelikle begendigimi ve o kucuk dunyalarimizda sakli buyuk kaygi ve sevinclerimizi gosterdigini dusunuyorum.tamamen mugla ulada gecen ve 1-2 rol disi yore halkinin oynadigi bu film gorulmeye deger. mehmet ali alaboranin koclugunu yaptigi ekip cok iyi bir yasam kesiti vermisler.
filmi gorecekler icin detayli anlatmayacagim ama ilginc noktalari paylasmak istiyorum.
insanlarin kisir dunyasinda yasadiklarinin hafife alinmayacagini dusundurttu. turk insaninin araya sikistigi cami konusu cok olculu ve rahatsiz etmeden aktarilmisti. batil olamayan bir imam, yasamin icinden kuran kursu ve 5-6 cemaatli namazlar kadar odpli aydinin replikleri,icki-ezan cakismasi,halkin toplumsal olamayan bencilligi guzel kurgulanmisti. vurucu ve sempatik yani salt celiskiler degil birde guncel yasami susleyen ege agzi ,lehcesi iken oscara bu tercume engel olacaktir diye dusunuyorum.goruntuler kader kadar vurucu degildi ama bence iyi bir filmdi.
baris
odtu mezunu bir agbeyimizin yorumuda su sekilde
"Arkadaslar, dun aksam bostanli kipada izledik dondurmam gaymakfilmini. ..masalsi bir anlatim ve mugla ve yoreden cok guzel bir cekim var.ilk yari biraz durgun gibi fakat ikinci yari daha hareketli. ..ev yapimi dondurmacinin marketlere ve holdinglere karsi durusu cok guzel,esnaf dayanismasi,komsuluk ,filmde cocuklugumuzda gordugumuz hemen tum olaylar birer birer anlatiliyor. ..mugla ve cevre kasabalardaki cekim cok carpici,muglada eski carsinin ortasindaki camli cami kucuk sokaklar,iyiki muhafaza edilmis,her gittigimde gezmekten keyif aliyoruz. ..ayrica cocuklarin derede yikanma ,yuzme sahnesi var dikkatle izleyin.bu sahne cine yatagan arasindaki erozyon gecirmis gnays(metamorfizmaya ugramis granit formasyonu)lerin arasindan akan cok hos bir cay kenarinda cekilmis sanirim.simdi baraj yaptilar ve cayin onemlibir kismi yoldan gorulemiyor eskiden cine yatagan arasi cok guzeldi ,turkiyede belkide dunyada rastlanamiyacak bir manzara ,cok buyuk ,cayin asindirip yuvarlaklastirdigi ve masallarda rastalanacak dev hayvan figurlerine benzeyen bu taslarin arasindan donerek akan durgun bir cay,20-30kml.lik bir ruya yolu.yatagandaki mermer ocaklarina giderken hep buralarda neden bir film cekilmez diye dusunmusumdur,simdi cok az da olsa buralari da gosteren bir filmi gorduk. ..filmde gecen turkce ise ayri bir alem yore agzini cok guzel vermisler ,zaten filmi muglalilar oynamis,tamam da ingilizceye nasil tercume edebildiler acaba ,bir suru deyim varki sadece bize mahsus. hosca kalin vaktiniz olursa gorun derim,ama sadece filmi degil canim cine yatagan arasindaki yolu,yaniniza bir fotograf makinasi alarak tabii.hele bu mevsimde hava limonata gibidir.tam doga yuruyusu havasi, Turker Zorlubas(mad.73)"
Wednesday, November 22, 2006
Evlilik ya da ilişkiler bir yelkenliye benzermi?
bunun gibi basit ,küçük ,tekil ama kullanışlı birtanesine desek;

ya da bu katamaran gibi daha renkli , nispeten güzel ,sağlam , devrilemeyecek ama daha suya değmemişmi? bembeyaz kumlar üzerinde olupta esas amacı olan denizle tanışmamış,yelkenlerine henüz rüzgar dolduramamış gibi mi?

Aslında kimin ne düşündüğünü nasıl göründüğünü önemsemesek, daha engin denizlere bir yelkenli de ama kalabalık gitsek daha güzel görünüyor. Yarin yanağından ayrı herşeyde ortaklık gibi,bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine ...
bir diğer olasılıkta, çok farklı yelkenliler ile ayrı ayrı ama aynı yöne gitmek, yani dünyayı farklı pencerelerden ama aynı yöne bakarak,görerek yaşamak.Sizin ilişkiniz hangi yelkenli resmine uyar bilmiyorum .
Nereden mi çıktı Ankara’nın göbeğinde,kışın ortasında bu bitmeyecek özlem?
Bizim tekne bugün 15 yaşına girdi.
iki kişi yola çıktığımız mürettabatsa 10 yıldır 3 kişi.
ve onlarca liman gezildi,bir sürü fırtına atlatıldı.
ancak biliriz ve eminiz ki güvenli limanlar için yapılmadı bu yelkenli.
Tabii ki bakım gerekti ama alabildiğince güzel devam etti.
Ve bundan sonra birşeyi kökten değiştirmeden, anlayışla kabul ederek ve severek,diğer teknelerle birlikte denizlere düşmeden, o bilinmeyen ufuğa gidiyoruz.
Bir sonsuz doğu ki o kapı, başımızı eğmeden dik geçip batan veyan doğan güneşe karışacağız.
Sadece toprak veya hava değil biz deniz de olacağız.
Barış Emek Ergin 22-11-2006

ya da bu katamaran gibi daha renkli , nispeten güzel ,sağlam , devrilemeyecek ama daha suya değmemişmi? bembeyaz kumlar üzerinde olupta esas amacı olan denizle tanışmamış,yelkenlerine henüz rüzgar dolduramamış gibi mi?

Aslında kimin ne düşündüğünü nasıl göründüğünü önemsemesek, daha engin denizlere bir yelkenli de ama kalabalık gitsek daha güzel görünüyor. Yarin yanağından ayrı herşeyde ortaklık gibi,bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine ...
bir diğer olasılıkta, çok farklı yelkenliler ile ayrı ayrı ama aynı yöne gitmek, yani dünyayı farklı pencerelerden ama aynı yöne bakarak,görerek yaşamak.Sizin ilişkiniz hangi yelkenli resmine uyar bilmiyorum .
Nereden mi çıktı Ankara’nın göbeğinde,kışın ortasında bu bitmeyecek özlem?
Bizim tekne bugün 15 yaşına girdi.
iki kişi yola çıktığımız mürettabatsa 10 yıldır 3 kişi.
ve onlarca liman gezildi,bir sürü fırtına atlatıldı.
ancak biliriz ve eminiz ki güvenli limanlar için yapılmadı bu yelkenli.
Tabii ki bakım gerekti ama alabildiğince güzel devam etti.
Ve bundan sonra birşeyi kökten değiştirmeden, anlayışla kabul ederek ve severek,diğer teknelerle birlikte denizlere düşmeden, o bilinmeyen ufuğa gidiyoruz.
Bir sonsuz doğu ki o kapı, başımızı eğmeden dik geçip batan veyan doğan güneşe karışacağız.
Sadece toprak veya hava değil biz deniz de olacağız.
Barış Emek Ergin 22-11-2006
Tuesday, June 20, 2006
odtu 89 mezunu arkadasin erken olumu uzerine
İnşaatçının Ölümü,
-Bir haziran sabahı trafikte yitip giden Ali Pelit anısına,
Rutindir
bir sabah uyanırsanız
İşler orada
Baharı göremeden gelen yazsa buradadır
Kalkar giyinir gidersiniz
Arabaya ve otobuse bindiğiniz anda başlar
Dış yaşamın gürültülü kalabalığının izleri
Sevgisizlik,hoyratlık ,anlayışsızlık
Çokta yaklaşmışsınızdır işyerinize
Kırmızı yanar durursunuz
Yeşildeyse koca bir gürültü
Fren sesi bile olmadan gelen bir patlama
Ve işyerinize bir soluk kala
Nefesinizi kara değil, doğal kumda
40 tonla aşırı yüklemiş bir zavallının
Kırmızıda geçen kamyonunun altında verirsiniz
Ağzınız yüzünüz kum içinde
Aklınizda belki afganistanda afili mechul öldürülen ufuk aydın varken
Onun yavrusunun ilk babasız babalar günü yaşayacağı
Veya geçim derdi,sigorta,çek,iş arayışı,patron baskısı
Oysa yaşayacak güzel günlerde vardı bilirsiniz
Ve maalesef yarım kaldı ,hissedersiniz
Eşiniz ,dostunuz sizsiz yürüyecek yoluna, üzülürsünüz
Sizse yapayalnız bilinmeyen sonsuz bir ışığa
Yaşamak güzel şeydi evet
Ama unutulursan esas o zaman öleceksin
Ne olur beni unutma diyemiyorsun
Güle güle tanıyamadığım devre arkadaşım
-Bir haziran sabahı trafikte yitip giden Ali Pelit anısına,
Rutindir
bir sabah uyanırsanız
İşler orada
Baharı göremeden gelen yazsa buradadır
Kalkar giyinir gidersiniz
Arabaya ve otobuse bindiğiniz anda başlar
Dış yaşamın gürültülü kalabalığının izleri
Sevgisizlik,hoyratlık ,anlayışsızlık
Çokta yaklaşmışsınızdır işyerinize
Kırmızı yanar durursunuz
Yeşildeyse koca bir gürültü
Fren sesi bile olmadan gelen bir patlama
Ve işyerinize bir soluk kala
Nefesinizi kara değil, doğal kumda
40 tonla aşırı yüklemiş bir zavallının
Kırmızıda geçen kamyonunun altında verirsiniz
Ağzınız yüzünüz kum içinde
Aklınizda belki afganistanda afili mechul öldürülen ufuk aydın varken
Onun yavrusunun ilk babasız babalar günü yaşayacağı
Veya geçim derdi,sigorta,çek,iş arayışı,patron baskısı
Oysa yaşayacak güzel günlerde vardı bilirsiniz
Ve maalesef yarım kaldı ,hissedersiniz
Eşiniz ,dostunuz sizsiz yürüyecek yoluna, üzülürsünüz
Sizse yapayalnız bilinmeyen sonsuz bir ışığa
Yaşamak güzel şeydi evet
Ama unutulursan esas o zaman öleceksin
Ne olur beni unutma diyemiyorsun
Güle güle tanıyamadığım devre arkadaşım
Tuesday, June 13, 2006
Monday, June 12, 2006
Tanrıdan Diledim SözSeslendiren: Yavuz Bingöl
Tanri'dan diledim bu kadar dilek aman aman
Bu kadar dilek
Tanri'dan diledim bu kadar dilek aman aman
Bu kadar dilek
O yarin yuzunu bir daha gorek aman aman
Bir daha gorek
O yarin yuzunu bir daha gorek aman aman
Bir daha gorek
Gel anam aman aman yanima kiyma bu yazik canima
Bir kara kasin bir kara gozun
Deger dunya malina
Bir kara kasin bir kara gozun
Deger dunya malina
Bana kismet degil dizinde yatmak aman aman
Dizinde yatmak
Bana kismet degil dizinde yatmak aman aman
Dizinde yatmak
Dizinde yatipta yuzune bakmak aman aman
Yuzune bakmak
Dizinde yatipta yuzune bakmak aman aman
Yuzune bakmak
Gel anam aman aman yanima kiyma bu yazik canima
Bir kara kasin bir kara gozun
Deger dunya malina...
Yüzü geçti karaladığım yazılarım,şiirlerim,öykülerim,
Hep aklımda resim altı sözler vardı
Şiirle bütünleşen resimler gibi
Hiç mutlu bitemeyen denemeler gibi
Bir sevgili güzel dost anımsattı
Şarkı sözü ardında neler olduğunu
Nelere değdiğini nelerin unutulduğunu
Ve artık aklımda her şarkının ardında yatan var
Kim ne oldu ne hissetti de nelere engel olamadı
Neleri çözemedi de kendini saza ,söze verdi
Sezen aksunun duyguları
Candan erçetinin sesleri
Ercan Saatçinin sözleri
Yalın’ın düşündüklerine
Şimdi de yavuz bingöl’ün sazı eklendi.
Ben türkü deyince ahmet kaya hatırlarım veya livaneli
Çok geç duydum bozlak sesini,
Neşet ertaşı,selda bağcan’ı,mahsuni şerifi
Domdom kurşununun göbek atıla diye yapılmadığını söyler ferhan şensoy
Bu türküde kurtlar vadisinde çalınsın diye mi acaba
TÜRK KÖYLÜSÜ-nazım hikmet
Topraktan öğrenip kitapsız bilendir. Hoca Nasreddin gibi ağlayan Bayburtlu Zihni gibi gülendir. Ferhad'dır Kerem'dir ve Keloğlan'dır. Yol görünür onun garip serine, analar, babalar umudu keser, kahbe felek ona eder oyunu. Çarşambayı sel alır, bir yâr sever el alır, kanadı kırılır çöllerde kalır, ölmeden mezara koyarlar onu. O, «Yûnusû biçâredir baştan ayağa yâredir,» ağu içer su yerine. Fakat bir kerre bir derd anlayan düşmeyegörsün önlerine ve bir kerre vakterişip : «—Gayrık yeter!...» demesinler. Ve bir kerre dediler mi : «İsrafil surunu urur mahlukat yerinden durur», toprağın nabzı başlar onun nabızlarında atmağa. Ne kendi nefsini korur, ne düşmanı kayırır, «Dağları yırtıp ayırır, kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa...»
Tanri'dan diledim bu kadar dilek aman aman
Bu kadar dilek
Tanri'dan diledim bu kadar dilek aman aman
Bu kadar dilek
O yarin yuzunu bir daha gorek aman aman
Bir daha gorek
O yarin yuzunu bir daha gorek aman aman
Bir daha gorek
Gel anam aman aman yanima kiyma bu yazik canima
Bir kara kasin bir kara gozun
Deger dunya malina
Bir kara kasin bir kara gozun
Deger dunya malina
Bana kismet degil dizinde yatmak aman aman
Dizinde yatmak
Bana kismet degil dizinde yatmak aman aman
Dizinde yatmak
Dizinde yatipta yuzune bakmak aman aman
Yuzune bakmak
Dizinde yatipta yuzune bakmak aman aman
Yuzune bakmak
Gel anam aman aman yanima kiyma bu yazik canima
Bir kara kasin bir kara gozun
Deger dunya malina...
Yüzü geçti karaladığım yazılarım,şiirlerim,öykülerim,
Hep aklımda resim altı sözler vardı
Şiirle bütünleşen resimler gibi
Hiç mutlu bitemeyen denemeler gibi
Bir sevgili güzel dost anımsattı
Şarkı sözü ardında neler olduğunu
Nelere değdiğini nelerin unutulduğunu
Ve artık aklımda her şarkının ardında yatan var
Kim ne oldu ne hissetti de nelere engel olamadı
Neleri çözemedi de kendini saza ,söze verdi
Sezen aksunun duyguları
Candan erçetinin sesleri
Ercan Saatçinin sözleri
Yalın’ın düşündüklerine
Şimdi de yavuz bingöl’ün sazı eklendi.
Ben türkü deyince ahmet kaya hatırlarım veya livaneli
Çok geç duydum bozlak sesini,
Neşet ertaşı,selda bağcan’ı,mahsuni şerifi
Domdom kurşununun göbek atıla diye yapılmadığını söyler ferhan şensoy
Bu türküde kurtlar vadisinde çalınsın diye mi acaba
TÜRK KÖYLÜSÜ-nazım hikmet
Topraktan öğrenip kitapsız bilendir. Hoca Nasreddin gibi ağlayan Bayburtlu Zihni gibi gülendir. Ferhad'dır Kerem'dir ve Keloğlan'dır. Yol görünür onun garip serine, analar, babalar umudu keser, kahbe felek ona eder oyunu. Çarşambayı sel alır, bir yâr sever el alır, kanadı kırılır çöllerde kalır, ölmeden mezara koyarlar onu. O, «Yûnusû biçâredir baştan ayağa yâredir,» ağu içer su yerine. Fakat bir kerre bir derd anlayan düşmeyegörsün önlerine ve bir kerre vakterişip : «—Gayrık yeter!...» demesinler. Ve bir kerre dediler mi : «İsrafil surunu urur mahlukat yerinden durur», toprağın nabzı başlar onun nabızlarında atmağa. Ne kendi nefsini korur, ne düşmanı kayırır, «Dağları yırtıp ayırır, kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa...»
Sunday, June 04, 2006
sevgi isiklarini kapama-muzikli oyku
Sevgi Isiklarini Kapama
Ucaktaydilar,
nereden geldiklerini bilmeden , sanki nereye gideceklerini biliyorlardi.
Ankaraliydilar ama kalplerinin kaldigi sehir, istanbula bir etkinlige gidiyorlardi .
Kadin ucak daha pistte tam durmadan yerinden kalkti ,ilerledi cebini de coktan acmisti.
Tuvaletin onunde iceriden cikan bir erkege yol vermek icin mecburen durakladi.
Bu cola turka istedigi icin nedensiz antipati duydugu adamdi, ama yabanci gelmedi .
Yuzune onunda baktigini gorunce, boncuk dogala yakin mavisi lensli gozlerini kacirdi.
Son yillarda artik isimler silinmeye, yuzleler daha cok tanidik gorunmeye baslamisti.
Adam birden yuzunu donup dik ama sevecen bir sekilde gulumsedi,
Ardindan,sicak, yalin, olculu, tok ve tanidik bir sesle
`merhaba siz benim ilkokulda ki arkadasim Fatma Kuzeyli olabilir misiniz`
Aslinda ilk askim demek isterdi ama beceremedi
ve o an kadinda onu hatirladi
adamin kafasinda ki ak saclari, kizila calan kestane kahverengisi dusunse
hafif kamburu cikan omuzlari diklestirse
kirisikliklari silse
o Muhammet Salim Kaya idi
25 yildir gormedigi yukselisten arkadasi idi.
`evet benim `dedi cok sasirarak Fatma
ne kadar degissen de bende seni unutmadim demek istermiydi
yolcularin inisi bitmis
ucakta en sona kalmislardi
cebinin mesaj sinyali caldi
arayanlari vardi ve coktu da fatmanin
dis yasamin gurultusu olanca yogunluguyla oradaydi
sofore `bekle biraz dedi arabayi biraz sonra alacagim`
salimse havasin servisini hic dusunmedi bile nasilsa 25 yil beklemisti bir 2 saat gecikse ne farkeder ki
kahve icerken sadece gozlerinin konustugunu farkettiler
aslinda salim izliyordu gazetelerden ve biraz biliyordu yasamini ,
ingiltereden doner donmez 1 sene acikta kalan fatmanın hacettepe gidayi bitiremeden varlikli bir malatyali ailenin hoduk ogluyla evlendigini
1 kizi oldugunu (esinin ailesi erkek cocuklari olmasi icin bastiriyordu ama 40li yaslar riskliydi)
yazlarini bodrum cesme arasi bolduklerini de duyuyordu
ve estetik mucizesi olsa da vucudu,o saf bakislarina degisiklik yapilamadigini
ama Fatma bilmiyordu Salim’in birincilikle kazandigi siyasaldan sonra
ozel sektorde halen ucretli olarak kaldigini bilemezdi.
kit kanaat gecindigini ,
kari-koca calisiyor olmalarina ragmen batikentte oturduklarini
hos bilse de ne farkeder ki
o kadar cok var ki bu tip ortalama yasantilardan ha bir eksik ha bir fazla birsey degismezdi
uzatmali ve erken cikislari okulun dilindeydi
babasi Fatma’nin careyi ingiltereye gondermekte bulmustu
lise onlari ayirsa da esas ayirim siyaseten farkli ailelerden olmalarindandi
koptular ama canlari cok acidi, icleri yandi
oyle filmlerde ki gibi karsilassalarda filmler gibi kacamadilar
zaten gerceklerde fon muzigi olamazdı ki
cok sey yoktu anlatilacak, sevgilerinin derinligine ve safligina dair
ankaranin en iyi ikinci okulunda kesisen yollari
bir daha biraraya gelmemek uzere ayrilmisti
bir orta son haziraninda kederli, buruk, kopup tutmayacak birer ayri fidan gibi koklerini toprakta birakarak ayrilmislardi
ayni seyleri dusunduklerine emin olarak aklindan bunlar gecerken fatmaya kalacakmisin dedi hafif tereddutlu.
Kalacakti.
the marmara ile, taksimde ki salimin sevdigi pera palas cok uzak sayilmazdi
aksam kiwanees odullerini alir almaz ona ugrayacagini soyledi fatması.
arayan esine telefonda neden cayenne`i gondermedigini dizel pathfinder`inda cok gurultu yaptigina yakinirdi aslinda salim olmasa, ama bir tuhaflik vardi kendinde anlamlandiramadigi
aksam 23 siralari resepsiyondan bulustular
egitim verdigi mekanla arasinda 3 adim olmasina ragmen kosarak gelmisti salim.
bir votka martini dedi fatma,salimse icmiyordu bir suredir
hafifden dine baglanmisti anasini erken ve aniden kaybettiginden beri
mulkiyede ki ulusalci sosyalistler gibi mumtaz hocaya hicte baglanmamisti
fettulah hocaefendiyi derin bir takdirle okurdu zaman gazetesinde.
esi turbanli degildi ,isterse takabilirdi mesela hic makyaj yapmazdi
ailesi basortuyluydu , cankiri da basi acik anne cok yoktur aslinda
tanri onlara kolaylikla bir cocuk vermediginden itibarende cumalara gidiyordu
gec gelen tek oglu icin yaradana yatip kalkip sukrediyordu
dogumgunu oldugunu duyunca olamadigi dogum gunlerini animsayip biranda elini tuttu fatma salimin
sanki tutmasa bir 25 yil daha bekleyemeceklerdi ellerinden kayip giden bu an icin
adeta film muzigi gibi ercan saatcinin sozlerini ferhat gocer`den calmaya basladilar
ya da seferad soyluyordu ama mutlaka sozler ayniydi
belkide fonda ki muzik hep vardi da yeni farkettiler
`
Yoksun yine varlığım sürünüyorSensizliğim bilinmiyorSen gittin gideli ellerim hep titriyorKalbim bu acıyı saklıyorYıllar sonra bile hiç kimseye söyleyemedimBu sevdayı kalbime gömdüm ve sen öldünŞimdi eşim dostum beni hastayım sanıyorYastayım hiç kimse bilmiyorSeni son gördüğüm yerde yıllar sonraO gün geldi yine aklımaBu kez bir elimde kızım içimde fırtınaGöçüp gittiğin o yoldaSen varmışsın gibi her gece ışığı kapatmadım Gel gör ki ben hala yokluğuna alışamadımŞimdi eşim dostum beni hastayım sanıyorYastayım hiç kimse bilmiyorÇok zor o kadar yıl sonra itiraf etmekBu aşkı bertaraf etmekBu kez sana söyleyecek ne çok şey vardıİsterdim bak unutmadım demekYıllar sonra bile hiç kimseye söyleyemedimSen öldün ben bu sevdayı kalbime gömdüm Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyorYastayım hiç kimse bilmiyorBugün doğum günün yanında değilimBu yüzden hiç iyi değilimYaşlandım artık bıraktığın gibi değilimÜstelik bir kızım var evliyimYıllar sonra bile hiç kimseye söyleyemedimBu sevdayı kalbime gömdüm ve sen öldünŞimdi eşim dostum beni hastayım sanıyorYastayım hiç kimse bilmiyorSen varmışsın gibi Her gece ışığı kapatmadımHastayım hiç kimse bilmiyor`
Bu sarki olene yazilmis bir agitti
Yani turkce popun requemi denebilirdi
Ayrilik olumden beterdi
rolleri degistirerek bu onlarin sarkisi olmaliydi
uyandiginda fatma florya sahil de ki evdeydi
basi catlayana degin agriyordu ama huzursuz degildi
salimse gece biraktigi gibi giyinik bergerden donuk bakiyordu
elinde bir sise dibi gorunmus sarap
ve bir kalp ilaci kutusu yaninda not;
`
seni gordugum anda anladim ki ,
yiten bos zamana dayanamiyorum
aska inancimi kaybettigim yillara yenik dusuyorum,
her gecen gun curuyorum bu yasanasi dunyada
tutunamayanlarin bir kotu kopyasiyim sen olmayinca
sana buruk bir veda ediyorum,lutfen bana kizma
eger mumkunse benim icin isiklari kapama ben karanliktan korkarim bilirsin
sadece senin degil
saf ve katiksiz askin oldugu her yanda olacagim umarim hissedersin`
baris emek
Ucaktaydilar,
nereden geldiklerini bilmeden , sanki nereye gideceklerini biliyorlardi.
Ankaraliydilar ama kalplerinin kaldigi sehir, istanbula bir etkinlige gidiyorlardi .
Kadin ucak daha pistte tam durmadan yerinden kalkti ,ilerledi cebini de coktan acmisti.
Tuvaletin onunde iceriden cikan bir erkege yol vermek icin mecburen durakladi.
Bu cola turka istedigi icin nedensiz antipati duydugu adamdi, ama yabanci gelmedi .
Yuzune onunda baktigini gorunce, boncuk dogala yakin mavisi lensli gozlerini kacirdi.
Son yillarda artik isimler silinmeye, yuzleler daha cok tanidik gorunmeye baslamisti.
Adam birden yuzunu donup dik ama sevecen bir sekilde gulumsedi,
Ardindan,sicak, yalin, olculu, tok ve tanidik bir sesle
`merhaba siz benim ilkokulda ki arkadasim Fatma Kuzeyli olabilir misiniz`
Aslinda ilk askim demek isterdi ama beceremedi
ve o an kadinda onu hatirladi
adamin kafasinda ki ak saclari, kizila calan kestane kahverengisi dusunse
hafif kamburu cikan omuzlari diklestirse
kirisikliklari silse
o Muhammet Salim Kaya idi
25 yildir gormedigi yukselisten arkadasi idi.
`evet benim `dedi cok sasirarak Fatma
ne kadar degissen de bende seni unutmadim demek istermiydi
yolcularin inisi bitmis
ucakta en sona kalmislardi
cebinin mesaj sinyali caldi
arayanlari vardi ve coktu da fatmanin
dis yasamin gurultusu olanca yogunluguyla oradaydi
sofore `bekle biraz dedi arabayi biraz sonra alacagim`
salimse havasin servisini hic dusunmedi bile nasilsa 25 yil beklemisti bir 2 saat gecikse ne farkeder ki
kahve icerken sadece gozlerinin konustugunu farkettiler
aslinda salim izliyordu gazetelerden ve biraz biliyordu yasamini ,
ingiltereden doner donmez 1 sene acikta kalan fatmanın hacettepe gidayi bitiremeden varlikli bir malatyali ailenin hoduk ogluyla evlendigini
1 kizi oldugunu (esinin ailesi erkek cocuklari olmasi icin bastiriyordu ama 40li yaslar riskliydi)
yazlarini bodrum cesme arasi bolduklerini de duyuyordu
ve estetik mucizesi olsa da vucudu,o saf bakislarina degisiklik yapilamadigini
ama Fatma bilmiyordu Salim’in birincilikle kazandigi siyasaldan sonra
ozel sektorde halen ucretli olarak kaldigini bilemezdi.
kit kanaat gecindigini ,
kari-koca calisiyor olmalarina ragmen batikentte oturduklarini
hos bilse de ne farkeder ki
o kadar cok var ki bu tip ortalama yasantilardan ha bir eksik ha bir fazla birsey degismezdi
uzatmali ve erken cikislari okulun dilindeydi
babasi Fatma’nin careyi ingiltereye gondermekte bulmustu
lise onlari ayirsa da esas ayirim siyaseten farkli ailelerden olmalarindandi
koptular ama canlari cok acidi, icleri yandi
oyle filmlerde ki gibi karsilassalarda filmler gibi kacamadilar
zaten gerceklerde fon muzigi olamazdı ki
cok sey yoktu anlatilacak, sevgilerinin derinligine ve safligina dair
ankaranin en iyi ikinci okulunda kesisen yollari
bir daha biraraya gelmemek uzere ayrilmisti
bir orta son haziraninda kederli, buruk, kopup tutmayacak birer ayri fidan gibi koklerini toprakta birakarak ayrilmislardi
ayni seyleri dusunduklerine emin olarak aklindan bunlar gecerken fatmaya kalacakmisin dedi hafif tereddutlu.
Kalacakti.
the marmara ile, taksimde ki salimin sevdigi pera palas cok uzak sayilmazdi
aksam kiwanees odullerini alir almaz ona ugrayacagini soyledi fatması.
arayan esine telefonda neden cayenne`i gondermedigini dizel pathfinder`inda cok gurultu yaptigina yakinirdi aslinda salim olmasa, ama bir tuhaflik vardi kendinde anlamlandiramadigi
aksam 23 siralari resepsiyondan bulustular
egitim verdigi mekanla arasinda 3 adim olmasina ragmen kosarak gelmisti salim.
bir votka martini dedi fatma,salimse icmiyordu bir suredir
hafifden dine baglanmisti anasini erken ve aniden kaybettiginden beri
mulkiyede ki ulusalci sosyalistler gibi mumtaz hocaya hicte baglanmamisti
fettulah hocaefendiyi derin bir takdirle okurdu zaman gazetesinde.
esi turbanli degildi ,isterse takabilirdi mesela hic makyaj yapmazdi
ailesi basortuyluydu , cankiri da basi acik anne cok yoktur aslinda
tanri onlara kolaylikla bir cocuk vermediginden itibarende cumalara gidiyordu
gec gelen tek oglu icin yaradana yatip kalkip sukrediyordu
dogumgunu oldugunu duyunca olamadigi dogum gunlerini animsayip biranda elini tuttu fatma salimin
sanki tutmasa bir 25 yil daha bekleyemeceklerdi ellerinden kayip giden bu an icin
adeta film muzigi gibi ercan saatcinin sozlerini ferhat gocer`den calmaya basladilar
ya da seferad soyluyordu ama mutlaka sozler ayniydi
belkide fonda ki muzik hep vardi da yeni farkettiler
`
Yoksun yine varlığım sürünüyorSensizliğim bilinmiyorSen gittin gideli ellerim hep titriyorKalbim bu acıyı saklıyorYıllar sonra bile hiç kimseye söyleyemedimBu sevdayı kalbime gömdüm ve sen öldünŞimdi eşim dostum beni hastayım sanıyorYastayım hiç kimse bilmiyorSeni son gördüğüm yerde yıllar sonraO gün geldi yine aklımaBu kez bir elimde kızım içimde fırtınaGöçüp gittiğin o yoldaSen varmışsın gibi her gece ışığı kapatmadım Gel gör ki ben hala yokluğuna alışamadımŞimdi eşim dostum beni hastayım sanıyorYastayım hiç kimse bilmiyorÇok zor o kadar yıl sonra itiraf etmekBu aşkı bertaraf etmekBu kez sana söyleyecek ne çok şey vardıİsterdim bak unutmadım demekYıllar sonra bile hiç kimseye söyleyemedimSen öldün ben bu sevdayı kalbime gömdüm Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyorYastayım hiç kimse bilmiyorBugün doğum günün yanında değilimBu yüzden hiç iyi değilimYaşlandım artık bıraktığın gibi değilimÜstelik bir kızım var evliyimYıllar sonra bile hiç kimseye söyleyemedimBu sevdayı kalbime gömdüm ve sen öldünŞimdi eşim dostum beni hastayım sanıyorYastayım hiç kimse bilmiyorSen varmışsın gibi Her gece ışığı kapatmadımHastayım hiç kimse bilmiyor`
Bu sarki olene yazilmis bir agitti
Yani turkce popun requemi denebilirdi
Ayrilik olumden beterdi
rolleri degistirerek bu onlarin sarkisi olmaliydi
uyandiginda fatma florya sahil de ki evdeydi
basi catlayana degin agriyordu ama huzursuz degildi
salimse gece biraktigi gibi giyinik bergerden donuk bakiyordu
elinde bir sise dibi gorunmus sarap
ve bir kalp ilaci kutusu yaninda not;
`
seni gordugum anda anladim ki ,
yiten bos zamana dayanamiyorum
aska inancimi kaybettigim yillara yenik dusuyorum,
her gecen gun curuyorum bu yasanasi dunyada
tutunamayanlarin bir kotu kopyasiyim sen olmayinca
sana buruk bir veda ediyorum,lutfen bana kizma
eger mumkunse benim icin isiklari kapama ben karanliktan korkarim bilirsin
sadece senin degil
saf ve katiksiz askin oldugu her yanda olacagim umarim hissedersin`
baris emek
Subscribe to:
Posts (Atom)
Blog Archive
Links
About Me
- bee
- http://edebiyat1903.blogspot.com/ http://arkadyasitesi.blogspot.com/
